İnsanın kendisine yaptığını kimse yapmazmış. Bu nedenle yaşanan başarısızlıkları dışarıda aramak her zaman doğru sonucu vermez. Başarı için uygun şartların oluşmuş alması yanında, gerekli çabayı da göstermek gerekir. Ama bu bile başarıyı yakalamada eksik kalabilir. Aşağıdaki fıkra birçok şeyi özetlediği gibi bu durumu da biraz olsun anlatır.
 
Evlenme çağına gelmiş ve hatta geçen, ekonomik durumu da iyice olan delikanlıya sormuşlar.
-Neden hala evlenmiyorsun?
-Köyde evlenme çağında olan 8 kız var, demiş. Ama dördünü ben beğenmiyorum, kalan dördü de beni.
Delikanlının evlenmesi için tüm şartlar hazır ve yeterince aday var gibi gözükmesine rağmen beklenen saadet gerçekleşememektedir.
İçinde bulunduğu ortam yinede sınırlıdır. Sekiz aday adayının olması yeterli değil ve alanı genişletmesi gerekiyor.
Bulunulan ortam büyük ölçüde kişinin geleceğini şekillendirir. Beklentiler ancak içinde bulunulan ortamın elverdiği ölçüde gerçekleşir. Daha fazlasını beklemek hayalcilikten öteye geçmez.
Ortamı yola da benzetebiliriz; bazen çıkmaz bir sokak bazen ise kişiyi ummadığı yerlere götürebilen bir başarı sebebi.
Okul hayatında da böyledir, meslek yaşamında ve hatta siyasette de.
Farkındayım; son iki yazı biraz içe dönük şekillendi, beklentilere uygun değildi büyük olasılıkla ama dedim ya durup dinlenmek lazım, bazen. Mühim olan en az zararla atlatabilmek.
Artık tekrar gerçeklere dönebiliriz. Aslında gerçek dediğimiz ne?
Öylesine hızlı bir döngü içerisindeyiz ki. Olup bitenleri takip edebilmek çoğu zaman mümkün olmuyor.
Aziz Yıldırım, mahkeme arasında açıklamada bulunuyor gazetecilere:“Ne şikesiymiş… Memleket elden gidiyor”
Gerçekten elden giden memleket mi yoksa birilerinin dediği gibi demokrasiyle mi yüzleşiyoruz?
Son birkaç yıldır yapılan operasyonlar ve süre giden yargılamalar; dünün iyileri, bugünün kötüleri ya da tam tersi dün kötü bildiğimiz her şey bugün iyi. Dünle bugün arasında değişen ne, akıp giden zaman dışında, belli değil.
Geçen hafta, iki ayrı kanalda, Cem Karaca ile ilgili program vardı. Akılda kalan metin yazarının şuna benzer cümlesiydi: 80 öncesi komünist diye devlet karşısındaydı, yurt dışından döndükten sonra dostları. Hangi Cem Karaca doğruydu. Her ikisi de olamaz mıydı?
Merhum Başbakan Menderes iki bakanıyla idam edildi, yıllar sonra adlarına anıt mezar yapıldı. Bugün adı hava alanlarına, mahallelere, caddelere verilmeye layık görülürken, o gün neden idam edilmişti?
Dünün iyi ya da kötülerinin bugünün iyi ya da kötüsü olmasının sebebi, demokrasinin ülkemizde tam olarak yerleşmemesi değil mi zaten.
Bakın bir zamanlar girmek için can attığımız ama şimdilerde gerek duymadığımız için pek umursamadığımız Avrupa Birliği ülkelerine. İktidarlar değiştiğinde demokraside, özgürlüklerde hiçbir şey değişmiyor. Çok çok ekonomik alanda farklı yaklaşımlar sergiliyorlar; o da kısmi olarak. 
Oysa bizde heterojenlikten korkuluyor ve fırsat bulduğumuzda her şeyi homojenleştirme derdindeyiz; farklılıkları koruyup sahiplenmek, empati kurmak yerine tek tipleştirme. Bizden, onlardan…
Belki de kurumları ele geçirme kavgasının altında da bu yatıyor. Zira başta kimse varsa, tek belirleyici olarak başında bulunduğu kurumu aşağı doğru dizayn etme fırsatı bulabiliyor.
Bu sadece resmi kurumlarda değil sivil kurum ve kuruluşlar içinde geçerli. CHP bunun en güzel örneği: Baykal-Sav dönemi ile bugünkü Kılıçdaroğlu dönemimin CHP’si aynı mı? Kılıçdaroğlu ekibiyle geldi başa ve yepyeni bir CHP ortaya çıktı. Bu değişikliği kime sorarak yaptı. Hiç kimseye. Nasıl olsa başta O ve ekibi, istediği gibi dizayn edebilirdi ve etti de. İyi mi oldu kötü mü oldu? Ama bu hafta yayınlanan anketlere baktığımızda değişen pek bir şeyin olmadığını görüyoruz.
Yukarıdaki fıkrayı buraya bağlamayın. O yerine oturdu.  Bunu başka bir yazıda değerlendiririz Zaten muhtemelen bu hafta CHP ve Yeni CHP konusunda hangisinin galip geleceği belli olacak.
Cem Karaca’yla bitirelim
 
Şu adadan şu Bodrum’a yüzesim gelir
Yüzsem de çıkamam ki, of be

Kuş olup ta o yakaya uçasım gelir
Uçsam da konamam ki, of be

Geceleri ben adada Bodrum’a bakardım
Işıkları ben görürdüm, of be

Türküleri ben dinlerdim gökyüzünü ben koklardım
Ve de nasıl özlerdim, of be

Ben döneksem döndüm diye memleketime
Döndüm baba döndüm işte, oh be