Resûlüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "Dikkat edin, gelecekte bir fitne çıkabilir." Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, ondan kurtuluş yolu nedir?" Resûlüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "Yüce Allah'ın Kitabı'dır. O'nda sizden öncekilerin tarihi ve sizden sonrakilerin haberleri vardır. Aranızdaki şeylerin, olayların, sorunların hükmü vardır. O, hak ile batılın arasını ayıran ölçüdür. O'nda her şey ciddidir; gayesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip onu terk ederse, Allah onu helak eder. Kim onun dışında bir kılavuz, rehber ararsa Allah onu dalalete düşürür. O, Allah'ın sapasağlam ipidir. O, hikmet dolu bir öğüt ve hatırlatmadır. O dosdoğru yoldur. Hiçbir lisan, söz, ona benzemez ve karışmaz. Âlimler ona doyamaz. Çok tekrar edilmekten dolayı eskimez, tadı azalmaz; onun acayibi (hayranlık uyandıran yenilikleri) sona ermez. O öyle bir kitaptır ki, cinler onu işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamamışlardır: "Biz, muhatabını doğruya yönlendiren bir Kur'an dinledik ve hemen ona iman ettik." (72 Cin/1,2) Kim onu (referans alarak) konuşursa doğru yapar. Kim onunla amel ederse ecir alır. Kim onunla hükmederse adaletle hükmetmiş olur. Kim ona davet ederse, sırat-ı müstakim'e kavuşturulur." (Tirmizî, Sevâbul-Kur'an 14.)
 
Hadis-i şerifte sözü edilen fitne ve fesadın yeryüzünü ve ülkemizi kapladığı günümüzde, Allah'ın Kitabı'na yönelip onu hayatımıza egemen kılma zarureti apaçık ortadadır. Eğer, insanlar tamamen ''boş sözlere" dalmış ve onlarla oyalanıp duruyorlarsa...
 
İslâm adına ortaya çıkanlar, başkalarını, yegâne mercî olan Kur'an'a değil, kendi fırka, mezhep ve tarikatlerine çağırıyorlarsa...
 
Sözde İslâmî cemaatler, gruplar, Kur'an'ı önder edinmek yerine, ölmüş veya yaşayan kişileri kutsal rehber edinmişlerse...
 
Allah'a teslim olduğunu ve İslâm'a mensup olduğunu söyleyenler, Kur'an'ı değil de hurafe dolu eserleri "el kitabı", "başucu kitabı" edinmişlerse...
 
Furkan Sûresi'nin 30. âyetinde Resûlüllah'ın (ona salât ve selâm olsun) şikâyet ettiği gibi; "Ümmet, Kur'an'ı terkedilmiş bırakmış ve gönderilme amacından uzaklaşmış ise"...
 
Mü'minûn Sûresi'nin 53. âyetinde ifade edildiği gibi; her grup, hizip, kendi sahip oldukları (anlayış, görüş, metod, vs.) ile Kur’an-ı saptırmışlar" ise...
 
Mâide Sûresi'nin 68. âyetinde vurgulandığı üzere; müslümanlar "Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni tam olarak uygulamayan ve hiçbir şey üzerinde olmayan" kitap ehli gibi bir hale gelmişler; Kur'an'ın yaşanması gereken hükümlerini rafa kaldırmışlar ve anlamadan sadece hatim yapıp duruyorlarsa… Kendilerini ihmal edip, ölenlerine anlamadan okuyorlarsa…
 
İslam’ın emri olmadığı halde, bin bir hatimle yıllarca meşgul olanlar, mukabelelere önem verip de, düşünmeden okuyanlar, hatimle teravihe önem verdiği kadar, manasına ve ayetlerin yaşantısına dikkat etmeyenler…
 
Yeniden Kur'an'a dönüp, vahiy bütünlüğü ve sünneti seniyyesi ile anlamaya gayret edelim. Ayetlerin gereğini yapıp, uygulama noktasında vazifemizi idrak edelim.
 
Sonuç olarak; Allah’ın kitabından, yaşayıp yaşamadığımızdan hesaba çekileceğiz. Üzerimize aldığımız bu ağır sorumluğun ne olduğunu öğrenmek ve Rabbimize hakkıyla kulluk yapabilmek için, bize görevlerimizi en genel çerçevesi ile bildiren Kitab-ı Kerîm'i, yine Onun gösterdiği ilkeler doğrultusunda "okumak, anlamak ve yaşamak” inancında olalım.