Bediüzzaman Tanıtım ve Hizmet Tırı bir süre önce başladığı Türkiye turunda Tire ve Ödemiş’e de gelerek havza halkına Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nurları tanıttı.
HİZMET TIRI TİRE’DE COŞKUYLA KARŞILANDI
Risale-i Nur’ların tanıtıldığı hizmet tırı Tire Cumhuriyet Meydanı’ndaki yerini aldığında özellikle gençlerin büyük ilgi göstermesi dikkatlerden kaçmadı. Risale-i Nur Enstitüsü Akademik Kurul Üyesi Dr. Gökçe Ok’un kısa bir tanıtımının ardından Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını tüm gerçekliğiyle 5 serilik bir kitapta anlatan “Bediüzzaman Beşlemesi” isimli eserlerin yazarı İslam Yaşar kısa bir açılış konuşması yaparak hizmet tırının amacını anlattı.
Ardından Tire Yeni Asya Gazetesi Kadın Kolları Temsilcisi Nazmiye Keseli, hizmet tırının Tire’ye gelişi hatırasına kaleme aldığı şiirini duygulu anlar eşliğinde dinleyicilere okudu ve hizmet tırının oluşumuna katkıda bulunanlara teşekkür ederek bir çiçek takdim etti.
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR?
Üstad Bediüzzüman'ın kimliği gerçek manada ancak eserlerinin tamamında kendini gösterir. “Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var” diyen bu büyük insan, bütün ömrü boyunca aynı çizgide bir manevi cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmuştu. Onun hayatı hakkında bilgi edinmekte en temel kaynak Tarihçe-i Hayat isimli eserdir. Bizzat kendisinin tashihinden geçmiş olan bu eser sorunuza güzel bir cevaptır.
Bediüzzaman Said Nursî, 1878'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.
Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata (kuşatıp, içine aldığını) ettiğini gördü.
1900'lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan İstanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.
1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye'de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.
Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi. 1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu hareketle hiç ilgisi olmadığı, harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi. Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi. 1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.
Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddi serveti bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay ve şeker ve on liradan ibaretti. Manevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı’nı bırakmıştır.
BEDİÜZZAMAN TIRI’NIN GELİŞİ HATIRASINA
"Yeni Asya" gazetesinden bir müjde verildi
"11 Ekim'de Bediüzzaman TIR'ı gelecek" denildi.
Bu günse Bediüzzaman TIR'ı Tire'ye geldi.
Bu ziyareti ile biz Tirelilere şeref verdi.
Heyecan doruğa çıktı, geçmedi gecelerimiz
TIR'ın gelecek diye yollarda kaldı gözlerimiz.
Bir nebze olsun giderilecekti özlemimiz
Yeter ki kardeşlerimle karşılık bulsun özlerimiz.
Sen nurları yazmak için dolaştın dağları
TIR'ın da nurları tanıtmak için turladı yolları
Her tarafta uzandı Nur ırmağının kolları.
Ne olurdu ben de o TIR'ın içinde olsaydım?
Gidilen her yere onun gözleriyle baksaydım.
Nur tohumlarını ben de ellerimle saçsaydım.
Hep mücadeleler bu günler için verildi.
TIR geliyor diye yollara gönül gülleri serildi.
Biz Tire'liler çok mutlu oldu, çok sevindi.
Geldiğin yere rüzgâr gibi uçup gelindi.
Eskiden hep sorardım kendi kendime;
Zulüm hiç bitmiyor acaba biz çok mu suçluyuz?
Bugün de diyorum ki; yaşasın demokrasi
Bu özgürlüğü sunanlara şükran borçluyuz.
Üstadım!
Bir zamanlar korkup saklardım, resmini;
Duvarda asılı çerçevedeki resmin altına
Şimdi çıkmışsın TIR'ın üstündeki tahtına
Eserlerin kıyaslanmaz 24 ayar külçe altına
Zulümatlı yolda nur vermek öyle zordur.
İstikbal endişesi kalbi yakan kordur.
İnsan sade ceset değil, ölüm öldürülmüyor
Dünyada inananların yüzü güldürülmüyor.
Senin gibi düşünenler oradan oraya sürdürülüyor.
Gezdin ömür boyu kırk yamalı mintan ile
Eserlerini şakirtlerinle ulaştırdın ilden ile
Şimdi dünya ülkelerinde çevriliyor her dile
Bu dâvâya bin başım olsa feda ederdim bile bile
Eşim kırk yıl önce derdi ki; bir gün gelecek.
Bu zahmetli günler bizi terk edip gidecek.
Kitaplarım o gün raflarda boy gösterecek.
Rabbim! Bu gün o günler gerçek oldu.
Hâlâ rüyada mıyım? Gözlerime inanamadım.
Tır gelince o günlere erdim. Çok mutluyum.
Bu günün zevkine, lezzetine doyamadım.
Gam yemem!
Ecel gelmeden bu günleri gördüm ya!
Yıllar önce kitaplarım çuvalla giderdi emniyete;
"Yasak! Sakın bunları bir daha okumayın" diye.
Şimdi kitaplarım TIR'la geldi memleketime;
Bu defa alın bunları doyasıya okuyun diye.
Yoluna baş koydum. Anladın mı feryadım niye?
Müteşekkirim Üstadım şeref senden bize hediye.
Kitaplarını TIR'a koyup geldin bizi ziyarete.
Seni görmek istedim! Sen beni beklemedin.
Ne yapayım Üstadım! Böyle olsun istemedim.
Sen acele ettin. Kışta geldin, Çabuk gittin.
Baharı hiç yaşamadın. Nurlarını saçıp geçtin.
Ektiğin tohumlar binbir çiçek açtı sen görmedin.
Bizler Cennatâsa baharı gördük Üstadım.
Mazi kıta’sından geçmek için mekâna geldim.
Sözünü tutup bahar hediyelerini veremedim.
Çünkü; kabrinin yerini bilemedim Üstadım.
Duânı benden esirgeme. Nurlar benim tadım.
Selâmetle kabir kapısına geleyim adım adım.
Tâ kıyamete kadar ümmeti Muhammediyeyi;
Darüsselâma davet eden rehbersin.
"Risâle-i Nur Kur'ân'ın elmas kılıcı" diyen sensin.
Dedin; "Biz ölsek İslâmiyet haydır, bakidir.
Millet sağ olsun sevab-ı uhrevî bana kâfidir."
Yaptım eski günler ile yeninin kıyaslamasını.
İstedim gençliğin bu dâvâyı iyi anlamasını.
Gönlünü, canı gönülden bu yola adamasını.
Nazmiye Keseli - TİRE






