Firma tarafından yeni bir ÇED başvurusu yapıldı” dedi.

Ödemiş'teki bu görüntü Göktaşı mı? Ödemiş'teki bu görüntü Göktaşı mı?

İzmir’e içme suyu sağlayan Gördes Barajı havzası sınırları içerisinde kurulan Zorlu Holding’e ait nikel madeni ile ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ‘nihai’ kararını açıklamıştı. Proje tanıtım dosyasına göre madenin kapasitesinin 8 kat artması bekleniyor. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Eski Başkanı ve Çevre Yüksek Mühendisi Helil İnay Kınay konu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kınay, yatırımlardaki yanlış planlama ve uygulamaların geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açtığını belirtti. Bölgede benzer tesislerin verimli tarım arazilerinde, su havzaları üzerinde çevresel risk ve tehditler yarattığını ifade eden Kınay, “Gördes Nikel Madeni Projesi de bu örneklerden bir tanesi, Gördes Nikel Madeni; ÇED süreci 2009 yılında tamamlanarak 2010’lu yıllarda işletmeye geçen Meta Nikel A.Ş.’ye ait Gördes Nikel-Kobalt İşletmesi’ne ait maden ocakları ile cevher zenginleştirme tesisleri Başlamış Barajı’nı takviye edecek regülatörlerin, atık depolama tesisi (ADT) ise doğrudan Gürdük ve Başlamış barajlarının koruma alanları içerisinde yer alıyor” dedi. Kınay, açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi: İşletmenin 2009 yılı içerisinde tamamlanan ÇED süreci, yöre halkının ve meslek odalarının önemli itirazlarına karşın, gerekli ve yeterli önlemlerin alındığı belirtilerek “ÇED Olumlu Belgesi” verilmesi ile sonuçlandırılmıştı. Tesisin işletmeye geçmesinden sonraki süreçte yaşananlar, itiraz noktalarında gerekli ve yeterli önlemlerin alınmadığını yaşanan örnekler ile ortaya koydu. Karayolu ile işletmeye sülfirik asit taşınması sırasında kazalar meydana geldiğini aktaran Kınay, “Gördes İlçesi sınırları içerisinde bulunan işletmeye sülfürik asit taşınması amacı ile İstanbul-İzmir Devlet Yolu ile Akhisar-Gördes Karayolu'nu kullanan yoğun bir tanker trafiği bulunuyor. İşletmeye konsantre sülfürik asit taşınması sırasında karayolu güzergahında çok sayıda tanker kazası gerçekleşti. Bu kazalardan kamuoyuna yansıyan en büyüğü 13.06.2017’de Akhisar-Gördes Karayolu'nun 22. kilometresinde Pekmezci Mahallesi civarında gerçekleşti. Bu kazada yaklaşık 30 ton konsantre sülfürik asit, Gürdük ve Başlamış barajları koruma alanı içerisinde eğimli araziye dökülmüş, mevsimsel akışlı dere yatağına ulaşarak dere yatağında yaklaşık 1 kilometre ilerledikten sonra Başlamış Çayı yan kolu olan Asmalı Dere’ye ulaşamadan durdurulabildi. Kazanın yağışsız hava koşullarında gerçekleşmesi çevre felaketinin daha fazla alana yayılmaması için bir şans olmuştu. Kaza sonrası, yörede hayvan sulama amaçlı kullanılan iki çeşme kapatıldı. Kaza sonrası yürütülen müdahale çalışmaları sırasında; bölgede işletmenin çalışması sürecinde bilinen bir risk bölgesinde ve daha önce gerçekleşmiş kazalara rağmen, itfaiye ekipleri tarafından asit dökülen bölgeye suyla müdahale edilmesi, bölgedeki koruma önlemleri, acil yönetim ve müdahale konusundaki eksiklik ve yetersizliklerin diğer bir göstergesi olmuştu. Bu kazanın olduğu tarihlerde birkaç gün arayla kamuoyuna yansıyan 2 kaza daha gerçekleşti. Bu kazalardan birisinde yaklaşık 3 ton sülfürik asit bölgeye yayılırken, diğerinde tankerde sızıntı meydana gelmediği bildirildi” şeklinde konuştu. İşletmenin çalışma süreci içerisinde 4 kademe halinde yapımı planlanan atık depolama tesisinin yakınında heyelanlar gerçekleştiğini ifade eden Kınay, civardaki derede yapılan ölçümlerde ise sülfat kirliliğinin tespit edildiğini belirterek “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB) tarafından konuya ilişkin üniversite raporları ve kurum değerlendirmelerinin talep edildiği biliniyor. İlgili mevzuata göre; Atık depolama tesisi inşaatı bitiminde sızdırmazlık testleri yapılması ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gerekli incelemelerin yapılarak Geçici Faaliyet İzni alınması sürecinden sonra atık depolama işlemine başlanması gerekmektedir. İşletmede; Atık Depolama Tesisi 2. Kademe İnşaatı bitiminde, imalatın sızdırmazlık testleri yapılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından geçici faaliyet izni verilmeden atık depolanmaya başlandığı, hava payı da kullanılarak proje kapsamında öngörülenden fazla atık depolandığı, bu nedenle kullanılan malzemenin test edilmesi olanağı kalmadığı tespit edildiği bilgisi var. Yöre halkından gelen şikâyetler üzerine yapılan incelemelerde, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (ÇŞİM) tarafından geçmiş tarihlerde yapılan denetimlerde atık depolama tesisi mansabında bulunan dere yatağında “sülfat kirliliği” tespit edildiği biliniyor. İşletme yetkilileri tarafından atık depolama tesisinden kaynaklı bir sızıntı olmadığı, atık depolama tesisi drenaj sisteminde pompa arızası kaynaklı geçici bir taşma/deşarj olduğunu öne sürülmüştü” diye belirtti. Kınay sadece hammaddenin taşınmasının bile risk yarattığını vurgulayarak, “Tesisin mevcut işletme koşulları, yarattığı kirlilik, tanker trafiği, mevcut trafik ve yol durumu değerlendirildiğinde ve gerçekleşen tanker kazaları göz önünde bulundurulduğunda, maden işletmelerinin yalnız hammaddelerinin taşınması sırasında bile ne kadar büyük çevresel risk oluşturduğu ortadadır. Bu riskler ve yaşanan süreçler ortadayken bölgeye 1 milyon kapasiteli bir sülfürik asit fabrikası kurulmasının yaratacağı çevresel riskler çok daha hayati önem taşımaktadır. Çevresel riski çok yüksek olan bu tesislerin planlama, işletilmesi ve denetim süreçlerinde yaşanan aksaklıklar geri dönülemez sonuçlar doğuracağı uzmanlar tarafından ifade edilmesine rağmen sonuç değişmedi. Firma tarafından yeni bir ÇED başvurusu yapıldı ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 4 ay içerisinde yine hızlı bir değerlendirme ile 22.11.2022 tarihli ÇED Olumlu Belgesi verildi. Hukuki ve toplumsal mücadele süreci devam ederken, kapasite artışları ile birlikte tesis faaliyetine devam ediyor” dedi. Kınay son olarak, yetkililerin sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini kaydederek, "Yatırımlardaki yanlış planlama ve uygulamalar geri dönülmez tahribatlara yol açacaktır. Su kaynaklarımızın kısıtlılığı, kuraklık, iklim değişikliğinin getirdiği olumsuz sonuçlar; mevcut su havzalarımızın ve su kaynaklarımızın korunmasının önemini ortaya koymaktadır. Havzalarımızda kentleşme, sanayi, tarım planlanan her türlü faaliyetin etkileri ve risklerinin doğru yönetilmesi önemli. Kentler ve yaşam alanları ile iç içe olan bu süreç yaşam kaynağımız olan suyumuzun korunmasında da en önemli faktör. Kentlerimiz, yerel yönetimler, merkezi idareler bu sürecin gereklilikleri ve sorumlulukları ile hareket etmek zorundalar” şeklinde konuştu.

Editör: Tutku İç