Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.”  buyuran Allah (c.c) insanın imtihan için dünyaya gönderildiğini beyan etmektedir. Her canlı gibi insanda sınırlı bir ömre sahiptir. Bu sürenin sona ereceği vakte ecel, gerçekleşen olaya da ölüm adı verilir. Her canlının ruhunu kabzetmekle görevli meleğe de Azrail denir. Her canlı Allah’ın izniyle yaşar ve ölür.

Sonradan yaratılan her şey fanidir. Canab-ı Allah’ın takdir etmiş olduğu ömür sona erdiğinde bütün faniler Allah’ın izniyle ölüm olayını tadacaklardır. Bir başlangıca sahip olanın mutlaka sonu da vardır. Her doğan daha doğarken ölüme nişanlanarak doğmaktadır. Bu, kurulan hayatın bir kanunudur, istisnası da yoktur. Ecel bir gün kapımızı çaldığında, ölüme   “şimdi değil, başka zaman gel” deme imkânımız asla olmayacaktır. Ölümden kurtulup dünyada sonsuza kadar yaşamak mukadder olsaydı, hiç şüphesiz buna en layık Allah’ın sevgili kulları Peygamberler olurdu. Oysa onlarda bütün faniler gibi toprakla müşerref olmuşlardır. Müşrikler, Peygamber Efendimizin ölümünü temenni etmeleri üzerine: “Muhakkak sende öleceksin, onlarda ölecekler.”  buyrularak ölümde kimseye ayrıcalık yapılmayacağı açıkça vurgulanmaktadır. Diğer bir ayeti kerimede: “Biz senden öncede hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar” buyrulmaktadır.

Hak olan ölüm aslında ebedi yok olup gitmek değildir. Ölüm, fani âlemden baki âleme bir intikal, bir hicrettir. İnsanoğlunun imtihan için gönderildiği ve sınırlı olan emanet mekândan asıl ve kalıcı olan yurduna bir göçtür. Ölüm, hayatın bir gerçeği olup, ondan kaçış asla mümkün değildir. Kuran’ın bildirdiği mesaj açıktır.

Ömür su gibi akıp gitmektedir. Öyleyse ömrümüzü renga renk boyayan ve bir eğlence gibi gördüğümüz şu dünyada kalıcı ameller işleyelim. Asırlardır yeryüzünde hükmeden Kitabımıza ve rehber olan Peygamber Efendimize kulak verelim. Etrafımızda gördüğümüz ve yaşadığımız her olaydan bir ders alalım. İbret alalım ki; yaşayışımıza bir çeki düzen verelim. Efendimizin hadisleri ışığında ölüm gerçeğini anlamaya çalışalım: “Akıllı kimse bu dünyada kendisini sorgulayan ve ölüm sonrası için çalışandır.” “ Ağız tadını bozan ölümü çok hatırlayınız.”  buyurarak bizlere ölüm gerçeğini hatırlatmaktadır.

Dün hatası, günahı ve sevabıyla geride kaldı. Geçen günleri geri getirmek mümkün değildir. Yarının ise ne getireceği belli değildir. Gün bu gün, saat bu saat ve an bu andır. İçinde bulunduğumuz anı en güzel şekilde değerlendirerek ahiret yurdu için hazırlık yapalım. İnsan için nur olan, mektep olan ve ibret olan ölümü bol bol hatırlayalım. Ölümden değil ölüme hazırlıksız olmaktan korkalım. Cennetle müjdelenen ve adalet timsali olan Hz. Ömer (r.a) ın yüzüğünün kaşında yazan: “Ölüm sana vaiz olarak yeter, Ey Ömer!”  cümlesini bizlerde kalbimize nakşedelim. Kendimize her gün: “Bu gün Allah için ne yaptım?” diye sorarak cevap aramaya çalışalım. Unutmayalım ki; “dünya ahretin tarlasıdır.”