Nostalji kokan o mesleklerden bazıları...

Arzuhalcilik, at arabacılığı, ayı oynatıcılığı gibi mesleklerin adı artık anılmıyor. Keçecilik, urgancılık, nalbantlık, semercilik, nalıncılık ve kalaycılık gibi meslekler ise unutulmanın eşiğinde...

Nostalji kokan o mesleklerden bazıları...

Aslında, istisnasız şekilde hepimiz doğduğumuz andan itibaren girdiğimiz zaman tünelinin içinde bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz. Ne yazık ki hiç bir şey aynı kalmıyor. Kalmasını da beklemek anlamsız, çünkü doğanın kurallarına kimse karşı gelemez. Dünya çok fark etmesek de bir değişimin içinde. Pek çok meslek de bu değişimden nasibini aldı... İşte orta yaşın üzerindeki herkese çocukluğunu hatırlatan nostalji kokan o mesleklerden bazıları...

KALAYCILIK

Geçmişte evlerimizin mutfaklarında çelik tencereler, teflon ve granit tavalar kuşkusuz yoktu. Ev hanımları kalaylanmış bakır kap ve kacak kullanırdı. Gıda zehirlenmelerinin önüne ise bu kapların kalaylanmasıyla geçilirdi. Peki, bakırlar nasıl kalaylanırdı? Kalay işi, bakırdan yapılmış bir gerecin yüzeyine, ak kurşun olarak adlandırılan, parlak kül rengindeki gümüşe benzeyen kalayın eritilerek dökülmesi biçiminde uygulanan bir tür kaplamacılıktır. Mübalağasız şekilde her şehirde ve her semtte kalaycılar bulunurdu. 1950 ve 60'lı yıllarda alüminyum ve plastik kapların piyasaya hâkim olmasıyla birer birer kepenk indirmeye başladılar. Günümüzde bazı kasabalarda sembolik olarak bulunuyor. Sayıları ise ne yazık ki bir elin parmakların geçmiyor.

ARZUHALCİLİK


Arzuhalci deyince aklıma hep daktilosunun başında dilekçe yazan tonton ve güler yüzlü amcalar gelir. Peki, arzuhalcilik neydi? Arzuhalciler dilekçe yazmanın yanı sıra, vatandaşın yerine onların resmi dairelerdeki (bayındırlık, tapu, evlenme vs.) işlerini de takip eden kişilerdi. Bu işi genelde daktilo ile yaptıkları için, bulundukları yerler daktilo sesleri ile yankılanırdı. O dönemlerde bu karlı bir işti. Şimdilerde ise yok olup gitti. Geriye ne o ton ton arzuhalci ihtiyarlar ne de daktiloları kaldı.

AT ARABACILIĞI


Kesme taştan döşenmiş yollarda büyük ahşap tekerleklerinin çıkardığı gürültülü seslere atların küçük zil sesleri eşlik ederdi. 70'li yıllarda at arabalarının tekerlekleri çok ses çıkardığı gerekçesiyle otomobil lastikleriyle değiştirildi. O güzelim büyük devasa tekerlekler çıkarılıp yerine otomobillerden çıkma kabak lastikler takıldı. Acımazsız değişim kendini o yıllarda hissettirmişti. Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan ve uzun yıllar bu alandaki vazgeçilemez mesleklerden birisiydi. Günümüzün ticari taksileri ya da nakliye araçları gibiydiler onlar. Bu işi yapanlar evlerinin bir bölümünü at ahırına çevirirler ve sabah olduğunda da iş başı yaparak kazanç sağlarlardı. Bunun lüks haliyse şüphesiz faytonlardı. At arabası taşımacılığı turizm dışında artık yok...

BOHÇACILIK


Eskisi kadar gözde olmasa da bohçacılık mesleği halen bazı köy ve kasabalarda yaşatılıyor. Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz bohçacıların modern versiyonları hayatımızın bir parçası olamaya devam ediyor. Bohçacılar, ayağında naylon terlikleri, basma etekleri, saçlarını yarı açıkta bırakıp başlarının üzerine düğüm yaptıkları yemenileriyle hafızalarımızdaki renkli simalar olarak kalacaklar. Bohçacılar, evlere girer girmez çevredeki komşular çağrılır ve sırtlarında taşıdıkları o kocaman bohça açılırdı.

NALBANTLIK


Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün toplumlarında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle merkezi ulaşım noktalarında bulunurdu. Nalbantlık mesleği kırsal alanların dışında tamamen yok oldu ya da sayıları bir elin parmakları kadar az kaldı.

SEMERCİLİK, URGANCILIK, NALINCILIK


Nalbantlıkla aynı kaderi paylaşan bu meslek gurupları müzelerin bir parçası oldular. Aile bireyleri bile baba mesleklerine ekonomik kaygılar nedeniyle sahip çıkmadı. Gözleri yaşlı, birer birer kepenk kapattılar. Son temsilcilerini İzmir Tire'de, 'El Sanatları Çarşısı'nda' bulabilirsiniz.

SEYYAR ÇERÇİLER
İğneden ipliğe, aynadan cımbıza, boncuktan oyuncağa, astardan kumaşa her türlü eşyayı bir eşek, beygir veya at üzerinde veya arabalarında köy köy, mahalle mahalle gezip dolaşarak satan seyyar satıcılara çerçi denirdi. Alışveriş genelde takas ile yapılırdı. Çerçilik, motorlu araçların yaygınlaşması, ticari satış ağ ve yöntemlerinin ilerlemesi en önemlisi de marketlerin en ücra köşelere bile girmesiyle can çekişmeye başladı.

SEPETÇİLİK VE SÜPÜRGECİLİK


Süpürgecilik ve sepetçilik gelişen teknoloji karşısında önemini yitirmekte ancak geleneksel bir sanat ürünü olarak değerini korumaktadır. Geçmişte, evlerinin önlerinde süpürge yapan veya sepet ören vatandaşlar artık ne yazık ki çok azaldı.

AYI OYNATICILIĞI


Bugün olsaydı, 'hayvanlara işkence ediliyor' diye büyük bir gürültü koparırdı düşünemiyorum. Ayı oynayıcısı, elinde tef ve uzunca bir sopa olurdu. Beline sardığı zincirin diğer ucunda burnuna halka geçirilmiş bir ayı bulurdu. Ayı ve oynatıcısı mahalle mahalle dolaşır kalabalık toplandıktan sonra şovlarını sergilerlerdi. Ayı oynatıcısı elindeki tefi dokuz-sekizlik aksak bir ritimle çalarak şarkı söyler bir yandan da elindeki sopayla ayıyı dürterdi. Canı acıyan hayvanın önceden eğitildiği gibi tempoya uygun hareketlerle zıplaması, sopaya tutunarak iki ayağının üzerinde dikilmesi ve bazen de yere yatarak bayılma numarası yapması seyirciden bol alkış alırdı. Gösteri bitince çıkarılan kasketin içine bahşişler bırakılırdı. 1980'lerde ayı oynatmak yasaklanınca bu meslek de tarih oldu.

DEĞİRMENCİLİK


Değirmencilik de artık yok olmaya yüz tutan mesleklerden sadece biri. Değirmenlerin en büyük üstünlüğü, doğrudan doğruya doğanın sağladığı bedava bir enerji kaynağıyla çalışmasıydı. Eskiden bütün akarsu kıyılarında görülen su değirmenleri bugün tek tük kalmıştır. Değirmenci, nehir suyunu taşıyan kanallar üzerine değirmenini kurar ve ani bir su taşkınıyla her şeyin bir anda sürüklenip gitmesini önlemek için geliş vanalarını gece-gündüz kontrol ederdi. Bazı değirmenciler, bölgede üretilen buğdayı un haline getirerek yakın köy ve kasabalardaki fırıncılara satarlardı. Buğday tanelerini ayıklamak, öğütmek, elemek ve un halinde satışa çıkarmak hep değirmencinin göreviydi. Bazı değirmenlerde ise, buğday yerine arpa, yulaf ve çavdar öğütülürdü. Un fabrikalarının gelişmesi değirmencilik mesleğini kazançlı bir meslek olmaktan çıkardı.

EŞEKLİ ZERZEVATÇILIK


Sokak sokak dolaşarak, bir eşeğin sırtına yükledikleri heybelerin içinde bulunan taze sebze ve meyveleri satarlardı avazları çıktığı kadar bağırarak. Onların seslerini duyan ev hanımları, yanlarına biraz para alarak sokağa inerler ve keyifli pazarlıklar yapılırdı. Eşekli zerzevatçıların yerini günümüzde mahalle aralarında araçlarına bağladıkları hoparlörlerle satış yapan motorize zerzevatçılar aldı.

KEÇECİLİK


Başta, İzmir'in Tire ilçesi olmak üzere halen Anadolu'nun bazı kasabalarında ısrarla yaşatılıyor. Geleneksel el zanaatlarımızdan Keçecilik bazı üniversitelerin çabalarıyla kültürel yok oluştan kurtarılıyor. Keçe, yün, kıl ya da pamuğun ıslak ortamda çiğnenip dövülerek liflerinin birbirine kaynaşmasıyla elde edilen ve örtü, yaygı, çadır, giysi yapımında kullanılan kaba kumaştır. Bu kumaş türü ile uğraşanlar yıllarca sektörünün en zahmetli ve iyi gelir sağlayan bir mesleğini icra ettiler.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner284