“HÜRREM SULTAN FİTNECİ DEĞİLDİR”

Araştırmacı-Yazar Yavuz Bahadıroğlu, Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelen Osmanlı Sarayı’nda harem ve eğitim konusunda bir konferans verdi. Tire Belediyesi Seha Gidel Kültür ve Sinema Salonu’nda gerçekleştirilen konferansa, Yeni Sanayi ve İşadamları Derneği’nin (YENİSİAD) Tire Temsilciliği tarafından davet edilen Yavuz Bahadıroğlu’nu 500’ü aşkın davetli, dikkatle dinledi. Osmanlı Tarihi’ne yönelik yaptığı araştırmaları ve çok sayıda eseriyle farklı bir bakış açısı sunan Bahadıroğlu, anılan dizide işlendiği gibi Hürrem Sultan’ın fitneci olmadığını ve eşine sadık bir insan olduğunu öne sürdü. Bahadıroğlu, dizinin teknik ve tarihi açıdan büyük hataları içerisinde barındırdığına dikkat çekerek, “Sarayda hiçbir kimse başı açık gezmemiştir. Açık olan baş, isyan alametidir ve gövdeden ayrılır” dedi.

YENİSİAD Tire Temsilciliği tarafından “Osmanlı Sarayı’nda Eğitim ve Harem” konulu bir konferans vermek üzere Tire’ye davet edilen Yavuz Bahadıroğlu’nu izlemeye gelenler salona sığmadı. 250 kişilik salona 150 sandalye daha yerleştirilirken, yaklaşık 150 kişi konferansı ayakta takip etti. Birçok insan da salona giremedi. Konferansı, Emniyet Müdür Yardımcısı Hasan Tuğan, AK Parti Tire İlçe Başkanı ve Belediye Meclis Üyesi Mehmet Çeltikcoğlu, DP Belediye Meclis ve Encümen Üyesi İlhan Ağat, İl Genel Meclisi Üyesi Refik Konur, HASPAR İzmir İl Başkan Yardımcısı Arif Tok ve İlçe Milli Eğitim Müdürü M. Ali Ölçer yakından takip ettiler.

Konuşmasının ana temasında aile yapısı ve insan ilişkilerini işleyen Yavuz Bahadıroğlu, boş sürahinin hiçbir hükmü olmayacağını öne sürerek, “İçerisinde su yoksa sürahinin varlığı bir şey ifade etmez. Biz, yüzlerce insanı eğitimden geçiriyoruz. Esas olan adam gibi adam yetiştirebilmektir. Yetiştirdiğiniz adam değilse eğitim sisteminizde bir yanlışlık var demektir” ifadelerini kullandı.

“HAREM EĞİTİM KURUMUDUR”

Osmanlı padişahlarının tamamının Hz. Peygamberle bir gönül bağı olduğuna dikkat çeken Yavuz Bahadıroğlu, dizide işlenildiği gibi padişahların canları istediğinde hareme girerek, karpuz seçer gibi kendilerine cariye seçmediklerini vurguladı. Osmanlı’da haremin anlaşıldığı ve anlatıldığından çok farklı olarak özünde bir eğitim kurumu olduğuna dikkat çeken Yavuz Bahadıroğlu, eğitim sürecinin ilkokul düzeyinden yüksek lisans eğitimine kadar devam ettiğini öne sürdü. Bahadıroğlu, hareme alınan kadınların büyük bir titizlikle eğitimden geçirildiğini hatırlatarak, “Harem bir Enderun’dur. Buraya hediye edilen ya da satılan cariyeler, sıkı bir eğitim sürecinden geçirilirdi. Hiçbirine din değiştirme baskısı yapılmadığı gibi, eğitimini kapasitesine göre ilkokul seviyesinde bitirebilenler çırak ya da kalfa olarak saray hizmetlerinde çalışırlardı. Bunun ötesinde birçok cariyenin içerisinden astronomi, matematik, hafızlık, enstrüman çalma gibi birçok konuda eğitimini tamamlayan ve Müslüman olan bir ya da bir kaçı ancak padişaha sunulurdu. Ardından da padişah haftada en fazla iki defa hareme gider, gitmeden önce de Valide Sultan’ın elini öper ve izin alırdı” söylemlerinde bulundu.

Padişahların çok çocuk yapma sebebini de devletin bekasına olan bağlılıklarına bağlayan Bahadıroğlu, “Kanuni’nin 7 erkek çocuğundan 4 tanesi salgın hastalık sebebiyle vefat etmişti. Diğer ikisi de yine devletin bekasını tehlikeye atacak ve kan dökülmesine sebebiyet vererek Osmanlı’yı zayıflatacak bir isyan içerisine girdiklerinden katledilmişlerdi. Burada, padişahların devletin bekası için evlatlarından bile vazgeçebildiklerini açıkça görüyoruz. Yani, asıl olan devletin bekasıdır. Bu yüzden çok çocuk yapmışlardır” şeklinde konuştu.

“BİLGİ KAYNAĞINDAN ÖĞRENİLİR”

Araştırmacı-Yazar Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı Tarihi’nin en fazla tartışılan isimlerinden biri olan Hürrem Sultan'ın eşine aşık, çok iyi bir insan olduğunu, Hürrem Sultan'ın "fitneci" olarak tanıtılmasının tarihi erkeklerin yazmasından kaynaklandığını belirtti. Bahadıroğlu, "Kadınlarımız tarih yazıcılığında yoklar. Dizinin senaristi hanımefendiyi tarihi ve teknik yanlışlar konusunda uyardığımda o döneme ait 4 bin sayfa kitap okuduğunu söyledi. 4 bin sayfa kitap okumuş bir insan, sadece 4 bin sayfa kitap okumuş birisi olur. Tarihçi olunmaz, 300 yıl öncesiyle, 300 yıl sonrasıyla ve tüm dünyayı birarada anlamadan, öğrenmeden tarihçi olunamaz” ifadelerinde bulundu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çok iyi bir arşiv ve kanun devleti olduğunu hatırlatan Bahadıroğlu, harem anlatılırken, Doğubilimcilerin, Bizans Sarayları'nı da göz önünde bulundurarak yazdıkları eserlerin etkisi altında kalındığını ifade etti. Osmanlı'da mutfağa alınan soğanın dahi ruznamelerde kayıtlarının bulunduğunu hatırlatan Bahadıroğlu, “Osmanlı Sarayı’nda padişahların yazdıkları şiirlerden yola çıkarak, içki içtiklerini varsayıyorlar. Saraya bir kez, yabancı devlet adamlarını davet ettiklerinde ‘İçerlerse’ diyerek içki getirtilmiştir. Misafirler de nezaketen içki istemediklerinden o içkiler dökülmüştür. Bunun da kaydı mevcuttur. Saraya giren bir soğanın bile kaydı varsa, bu içkinin varsa, başkaca içkiler girseydi kaydı olurdu. Aksini ispat etsinler, ben bu işi bırakırım” ifadelerinde bulundu.
Zeki erkek çocuklarının da Enderun'a seçildiğini ve başarılı olanların yükselmek için önünde herhangi bir engel olmadığını söyleyen Bahadıroğlu, "Baltacı Mehmet Paşa saraya odun kesmek için baltacı olarak girmiştir ancak, sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Köprülü Mehmet Paşa da aynı yükselen devşirmelerdendir" dedi.

Bahadıroğlu, söz konusu dizinin tarihi ve teknik açıdan büyük hatalarının olduğunu söyledi ve "Gerçek bilgiyi asıl kaynaklardan, yani kitaplardan öğrenin" tavsiyesinde bulundu.

Gecede Yavuz Bahadıroğlu’na, bir teşekkür plaketi verilirken, DP’li Meclis ve Encümen Üyesi İlhan Ağat’a da ‘Fatih ve Adnan Menderes’ isimlerinin yeni mahallelere verilmesi konusundaki nazik düşüncesinden dolayı plaket takdim edildi. Program, Yavuz Bahadıroğlu’nun kitaplarını imzalamasıyla son buldu.