Uzun süredir kalem oynatmak istediğim birkaç konuyu da bu vesileyle dile getirmek istiyorum.

​​​​​​​İzmir’de bazı camilerin minarelerinden yapılan korsan müzik yayınları bir anda ülkenin ve siyasetin gündeminde bomba etkisi yarattı.

Uzun süredir kalem oynatmak istediğim birkaç konuyu da bu vesileyle dile getirmek istiyorum.

İzmir İl müftülüğünün merkezi yayın sitemine sızarak İtalyan marşı Çav Bella’nın yayınlanmasının şoku henüz atlatılmamıştı ki, ertesi günü aynı yöntemle Selda Bağcan’ın “yuh yuh” şarkısının yine minarelerden duyulması adeta bardağı taşırdı. İzmir İl müftülüğü yaşanan gelişmeler üzerine merkezi sistem yayınlarını geçici olarak durdurma kararı aldı.

Milli ve manevi değerlere yapılan bu aşağılıkça provokatif saldırının kim ya da kimler tarafından yapıldığının bulunmasıyla birlikte, konunun daha kapsamlı ele alınacağını  ve  tartışılacağını tahmin etmek güç değil. Ama her ne olursa olsun,  bu eylemlerin müslümanlar için manevi duyguların en yoğun yaşandığı ramazan ayında yapılmış olması, akıllara bilinçli bir provokatif saldırıyı  getiriyor.  

Konunun bir başka boyutu da toplumda infial uyandıran bu provokatif saldırının İzmir CHP’de siyaset yapan bir kadın tarafından sosyal medyada ciddiyetten yoksun sözlerle paylaşılması oldu. Bu kirli zihniyet böylece siyasi çürümüşlüğün bir fotoğrafı olarak zihinlerdeki yerini aldı. Kendini CHP’li olarak tanımlayan bazı kişilerin de içten içe sevindiğini hesaba katarsak, tehlikeli, saygısız ve haysiyetsiz bir sosyal psikoloji vakasıyla karşı karşıya olduğumuzu açıkça görebiliriz. Bereket versin ki, CHP izmir il başkanı başta olmak üzere, CHP genel merkez yetkilileri sağ duyu örneği göstererek, yaşananları  açık bir dille kınadılar. Sorumluların bir an önce bulunmasını istediler.  Ancak ben bu kınama mesajlarında İzmir Belediye başkanının samimiyetine şerh düşmek istiyorum. Zira Tunç Soyer, bu konuda samimiyetine inanılmayacak kadar sabıkalı bir siyasetçi. Geçtiğimiz 23 Nisan Ulusal Egemenlik bayramında yani Kuvay-i Milliye ruhunu temsil eden milli bir günde, üstelik milli mücadelenin sembol şehri İzmir’deki kutlamalarda Çav Bella marşıyla dans ederek milli hassasiyete saygısızlık yapmasını belki de, bazı çevrelere cesaret vermesi ve taklide yol açması bakımından affedilemeyecek bir şov ve çürümüşlük  olarak değerlendiriyorum.    

Tüm bunların yanında, uzun süredir kalem oynatmak istediğim birkaç konuyu da bu vesileyle dile getirmek istiyorum.  

Yaşanan son gelişmeler göstermiştir ki, sağlıklı ve faydalı bir din hizmeti vermek için, bir çok imam hatip okulu açmak tek başına yeterli olmuyor. Camilerde görev yapacak memurlarımızın sosyolojik gerçekleri iyi bilen, tarihi, kültürel ve milli değerlere vakıf imamlardan, musiki ve estetik ilmine teşne güzel sesli müezzinlerden seçmediğiniz, görev vermek için bu kriterleri esas almadığınız sürece, ne Kuran’ın, ne ezanın ne de duanın mesajını layıkıyla duyurmak mümkün olmuyor. Yetmezmiş gibi milletimizi bölmeye yeltenen  provokatif eylemlere karşı güçlü bir sosyal duyarlılık yeterince beslenemiyor.


 

İmamlarımız ve müezzinlerimiz büyük yatırımlarla kurulan eğitim kurumlarından eğitim alarak, yeterli sayılabilecek bir maaşla görev yapıyorlar. Bunca emeğe, verilen öneme, gösterilen hassasiyete rağmen bir hutbe yazmaktan mahrum bırakılan ya da yazamayan imamlar memuriyetlerine devam ediyor. Oysa imam diye bildiğimiz görevlilerin verdiği hutbe ve vaazlarda yaşadığı ve görev yaptığı çevrenin yerel sorunlarına da değinmesi ve dini açıdan çözümüne destek olması gerekmez mi? Müezzinlerimizin minareleri asla insansız bırakmaması ve seslenişleriyle insanların sadece kulağına değil ruhuna da hitap etmesi gerekmez mi?

Bunları söylerken hariçten gazel okumuyorum. Eğitim hayatım bu konunun bizzat içinden geçti. Ama daha bu yılın başında gerçekleştirdiğimiz "Evliya Çelebi'nin izinde Tire" ve "Tire'deki tarihi mekanlar" konulu dernek etkinliklerimizde "Evliya Çelebinin Tire'de bahsettiği camilerden günümüzde hangisi var" sorusuna "hiç biri yok" cevabını aldığımız din görevlisi gördüm. Görev yaptığı tarihi caminin tabelasını AVM tabelası gibi imal ettirip asanlara şahit oldum. Yine bir başka camimizin tabelasında bani isminin yanlış yazıldığını farketmeyecek kadar görev yaptığı o tarihi caminin tarihinden bihaber din görevlilerinin varlığından haberdar oldum. Kahroldum....

Bu nedenle lütfen gelecekte daha donanımlı görevliler yetiştirmek amacıyla gerekli adımları atın. Görevlendirme kriterlerinizi gözden geçirin. Zira imamlarımızın hutbe ve vaazları, genel konuların yanında, Tire'ye özel konuları da içermelidir. Bunun için yaşadığı sosyal çevreye duyarlı eğitimler almalıdırlar. Müezzinlerimiz de güzel sesli insanlardan seçilerek musiki eğitimine tabi tutulmalıdırlar.

Çok açık ifadelerle tekrar etmek istiyorum. Din görevlilerimiz siyasi kaygılardan uzak bir şekilde, hiç değilse görev yaptıkları camilerin tarihi özellikleri, içinde yaşadığı çevrenin ve şehrin sosyolojik sorunları, dua ve vaazlar için diksiyon, ezan ve mevlüt gibi tilavetler için de musiki eğitimi gibi konuları içeren kapsamlı bir meslek içi eğitime tabi tutulmalıdır. Bazı camilerimizin atıl bölümlerinin sosyal amaçlı ihtiyaçlar ve etkinlikler amacıyla hizmet vermesi için projeler geliştirilmelidir.

Ancak bu koşullarda Çav Bella, Yuh Yuh ya da Dombra gibi şarkıların provokatif veya siyasi amaçlarla cami hoparlörlerimizden ezana meydan okumasının önüne geçebiliriz. Zira Türkülerin de, marşların da, Kuran’ın da, ezanın da, duanın, mevlidin de bizim olduğunu bilirsek, bu değerlerin provokasyonlarla bölücülük malzemesi olarak kullanılmasını engellemiş oluruz.   

Son olarak şunu belirtmeliyim ki, bu yazıyı gece yarısından sahur vaktine oradan da sabaha kadar uzanan bir zaman diliminde yazıyorum. Adeta evimin balkonuna konuşlandırılmış Tire Müftülüğüne ait merkezi sistem hoparlörünün  yayında olmamasına rağmen 5-10 dakikalık aralarla silah sesi efektine benzer  yüksek volümlü cızırtısının gecenin huzurunu bozan ses kirliliğinde ne kadar konsantre olabileceğimi siz düşünün. Ben şahsen küçük çocukları, yaşlı veya hastaları olan aileleri düşünerek daha çok rahatsız olduğumu belirtmek zorundayım. Müftülüğümüz kullandığı hizmet araçlarının  arızasından nasıl sorumlu ise, bu hoparlörlerin arızalarından da sorumlu değil midir?  Neden tamir edilmiyor? Yayın öncesi ve sonrası çıkan rahatsız edici dijital sesleri duymak zorunda mıyız? Bu hoparlörlerin tek amacı sesi en uzağa götürmek mi olmalıdır? Ses ayarlarını en uzak noktaya duyurmak için sonuna kadar açacağım derken, en yakında bile kaliteli bir sesten ödün vermek mi gerekir?

Çözüm ve hassasiyet lütfen…

Şahsen ben minarelerden bülbül sesine benzer huzur verici ezanlar dinlemek istiyorum.
Çav Bella gibi milli olmayan bir marşın da bir daha ne minarede ne de milli bayramlarda okunmasını istemiyorum

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner214

banner227

banner234