Sütü 3 liradan alıyoruz

Sütü 3 liradan alıyoruz

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer İzmir’in yeni tarım politikasını Ödemiş’te açıkladı. Başkan Soyer, İzmir Tarımı adı verilen bu yeni modeli, “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisi inşa etme projesi” olarak tanımladı. Soyer, “Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmeye kararlıyız. Başkaldırıyoruz” dedi.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Seferihisar’dan bu yana sürdürdüğü “Başka bir tarım mümkün”felsefesinden doğan İzmir’in yeni tarım ekonomisi modelini  açıkladı. Tohumdan satışa kadarki bütün süreçlerintasarlandığı modelin detaylarını kentteki tarımsal üretim merkezlerinden Ödemiş’te paylaşan Başkan Tunç Soyer, “İzmir Tarımı, İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisi inşa etme projesi. Tarımda dışa bağımlılığımızı sonlandırmak için geliştirdiğimiz, İzmir’den doğan yepyeni bir vizyon” dedi.

İZMİR’DE 1,5 MİLYON KİŞİ EKMEĞİNİ TARIMDAN KAZANIYOR

Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde bugün düzenlediği toplantıda basın mensuplarıyla bir araya gelen Başkan Soyer, “Pandemi ve deprem süreçleri bize gösterdi ki belediyecilik hizmetleri yol, su, altyapı hizmetleri ile sınırlı değil” diyerek konuşmasına başladı ve şöyle devam etti: “Vatandaşın bizden çok daha büyük beklentileri var. Zaten farkında olduğumuz bu beklentilerin ne kadar acil olduğunu gördük. İzmir’de yaklaşık 1,5 milyon kişi ekmeğini tarımdan kazanıyor, üstelik bu sadece bu coğrafyadaki insanlarla ilgili değil, Türkiye’nin tarımsal üretiminin çok önemli bir miktarını İzmir karşılıyor. Dolayısı ile benim başkanlığımdaki İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en temel önceliği, bu toprakların bereketini arttırarak refahını büyütmek, bu kentte yaşayan insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını kolaylaştırmaktır.”

İZMİR TARIMI’NI TÜRKİYE TARIMI’NDAN AYIRAN İKİ ÖZELLİK… 

Başkan Soyer, İzmir Tarımı’nı Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikasından ayıran iki temel farkın olduğunu vurgulayarak, “İzmir Tarımı’nı, Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikasından ayıran iki temel farktan biri kuraklıkla mücadele. 2019 verilerine göre Türkiye’de suyumuzun yüzde 77’si tarım için kullanılıyor ve bu durum acilen değişmez ise yakın bir gelecekte içme sularımız tehlikeye girecek. İzmir Tarımı, ekonomik değeri yüksek ve suyu az tüketen stratejik ürünleri destekleyerek tarımsal sulamada harcanan suyu yüzde elli oranında azaltmayı hedefliyor. Kuraklığa karşı çiftçimizi ve şehrimizdeki milyonları koruyor, içme suyu kaynaklarımızı teminat altına alıyor. Yeni politikamızın ikinci farkı ise yoksullukla mücadele hedefi. Biz tarımı sadece tarlada yapılan ve sonlanan bir zirai faaliyet olarak görmüyoruz. İzmir Tarımı, tohum aşamasından başlayıp son tüketiciye uzanan tüm süreçleri kapsıyor. Satış ve pazarlamayı en baştan planlayarak ürünlerimizin katma değerini büyütüyor, yoksullukla mücadele ediyor ve refahı artıyoruz” dedi.

SU KAYNAKLARININ YÜZDE 77’Sİ TARIMSAL SULAMAYA GİDİYOR

Tarımda su kullanımı konusunda Türk tarımının sınıfta kaldığını söyleyen Başkan Soyer, “Devlet Su İşleri 2019 verilerine göre Türkiye’de su kaynaklarımızın yüzde 77’sini, yani dörtte üçünden fazlasını tarımsal sulamada kullanıyoruz. Toplam suyumuzun en çok yüzde 10’unu içme suyu olarak evlerde, geri kalanını ise sanayide kullanıyoruz. Tarımda su kullanımı oranı tarımı iyi yöneten ülkelerde ise çok daha düşük... Örneğin Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 40. Bu durum olsa olsa iyi yönetilemeyen ve kuraklığın kaderine terk edilmiş bir ülke tarımının ispatıdır” dedi.

YABANCI TOHUM ÇIKIŞI

Tarımda rekolte düşüşünde aşırı su tüketen yabancı tohumların etkisinden söz eden Soyer, “Türkiye’de tarımda bu kadar çok su tüketmemizin iki ana nedeni var. Birinci ve en önemli neden köylümüze dayatılan yanlış ürün tercihleri... Türkiye iklimine uygun olmayan, aşırı su tüketen yabancı tohumların desteklenmesi ve topraklarımızı işgal etmesi... Dolayısıyla siz ne kadar sulama yatırımı yaparsanız yapın, ürün deseni hatalı olmaya devam ettiği sürece su ihtiyacını karşılamamız asla mümkün olmayacak. Yeraltı suları, Küçük Menderes Havzası’nda olduğu gibi yüzlerce metre aşağılara inecek. Tarımsal sulama oranının bu kadar yüksek olmasının ikinci nedeni ise vahşi sulama. Yani sulama sırasında yapılan israf” dedi.

İÇME SUYU REZERVLERİMİZİ TEMİNAT ALTINA ALACAĞIZ

İzmir Tarımı Modeli’nin su kaynaklarının kullanımını modern bir hale getireceğini belirten Başkan Soyer, İzmir’in yeni tarım vizyonunun en temel özelliği, sulamaya hiç gerek duyulmayan, yağmur suyunun yettiği ya da tasarruflu sulamayla yetişebilen tarımsal ürünlere öncelik vermesi. Tarımı havza ölçeğinde planlayarak bölgenin iklim koşullarına uygun stratejik ürünleri teşvik etmesi, yani daha planlama aşamasından itibaren kuraklıkla mücadele etmesi. Böylece bugün tarımsal sulamada kullanılan suyu en az yüzde 50 oranında azaltmayı hedefliyoruz. Bu yüzde 50’nin büyük kısmı havza planlamasıyla, yani doğru ürünün doğru yerde ekilmesiyle sağlanacak. Öngörülen su tasarrufunun diğer kısmı ise modern sulama teknikleriyle gerçekleşecek. İzmir’de, el birliğiyle, tarımsal su kullanım oranını yarı yarıya düşürmek mecburiyetindeyiz. Böylelikle hem meralarımızın daha sağlıklı gelişmesini ve yeraltı sularının korunmasını; hem de tüm İzmirliler için içme suyu rezervlerimizin teminat altında olmasını sağlayacağız” dedi.

TARIMI TOHUMDAN RAFA UZANAN BİR SÜREÇ OLARAK GÖRÜYORUZ

Yeni tarım modelinde ürünlerin yetişme ve satış sürecini bir bütün olarak değerlendirdiklerini söyleyen Soyer,“İzmir Tarımı’nı, bugünün tarım politikasından ayıran temel farklardan ikincisi ise şu. Biz tarımı tohum aşamasından başlayarak son tüketiciye uzanan ve tarım sektörünün tüm halkalarını içeren bir süreç olarak görüyoruz. Yani bizim için tarım, sadece tarlada başlayıp biten bir faaliyet değil. Lojistiği, paketlenmesi, ürünlerin işlenmesi, markalaşması, tanıtılması, satışı, pazarlanması, ihracatı, araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri, sertifikasyon süreçleri ve ürün planlaması ile bir bütün. Bunu böyle görmemizin sebebi, çiftçimizin doğduğu yerde doymasını sağlamak... Biliyoruz ki, dökme ürün anlayışıyla bu değirmen dönmez. Bu nedenle tarım ürünlerimize katma değer sağlamayı daha en baştan gündemimize aldık ve bu durumu muhakkak üreticimizin lehine dönüştüreceğiz”dedi.

BÖLGEYE ÖZGÜ ÜRETİM

Ege’ye özgü üretim biçimlerini teşvik etmek istediklerini söyleyen Soyer, “İzmir Tarımını eşsiz kılan ve ülkemize örnek olmasını sağlayacak “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi, altı ayak üzerinde yükseliyor. Şimdi bunları tek tek anlatmak istiyorum. İzmir Tarımı aşamalarından birincisi “ürün envanteri ve planlaması”. Belki de yeni vizyonumuzun en önemli özelliği bu. İzmir Tarımı modelinin kilit taşı, bölgeye, iklime ve coğrafyaya özgü üretim olacak. Bunun için İzmir’in iklimi, doğası ve toprağına uygun il genelinde yetişebilen stratejik ürünler tespit ettik. Bunlar arasında küçükbaş süt ve et ürünleri, zeytin ve zeytinyağı, hububat, baklagiller ve son olarak üzüm yer alıyor. Öte yandan, alt havzalara göre değişen kestane, su ürünleri ve aromatik bitkiler gibi bir çok yan ürünü de destekleyeceğiz. Bu ürünleri tercih etmemizin temel nedeni, çiftçiye en çok para kazandıracak üretim biçimleri olmaları. Tümü, girdi maliyeti düşük, kış ve bahar yağmurlarıyla gelişen, sulama ihtiyacı çok düşük ürünler. Öncelik vereceğimiz ürünlerin tamamı, hem İzmirliyi, hem Türkiye’deki diğer şehirleri, hem de ihracat yoluyla dünyayı besleyebilecek kadar büyük üretim ve satış potansiyeline sahip. Örneğin keçi, Ege ikliminde son derece iyi büyüyebilen, çok fazla yem istemeyen, makiliklerde otlayan, son derece yüksek verimli ve sağlıklı şekilde büyüyebilen bir hayvan. Koyun ile Anadolu’ya özgü bir sığır ırkı olan karasığır da yine destekleme kapsamında olacak. Bu hayvanlar traktörün ve tarım makinelerinin giremediği eğimli arazilerdeki doğal meralarda, ot ihtiyaçlarını yılın 7-8 aylık döneminde karşılayabiliyor. Türkiye’nin, son yıllarda samanı ve yem bitkilerini ithal eder duruma geldiği düşünüldüğünde, bu kadim yöntemin gerekliliği ve kârlılığı çok daha iyi anlaşılıyor. Burada silajlık mısır en temel sorunlardan bir tanesi… 2019 yılında Türkiye Cumhuriyeti 2 milyon pamuk, 4 milyon ton patates üretmiş. Silajlık mısır ise 25milyon ton üretilmiş. Bu ne demek? Bu gerçekten vahşi sulamada en önemli faktörlerden biri olan yem bitkisini olağan üstü üretiliyor demesi. Bir tek dalı 84 litre su tüketiyor. Bizim öncelikle doğa ile uyumla ve kadım kültürümüzün ürünleri olan yem bitkilerine dönmemiz lazım” dedi.

SAHA EKİBİ YOLA ÇIKTI

Ege’ye özgü ürünlerin yetişmesi için b,ir saha ekibi kurduklarını belirten Soyer, “Bunun dışında yine hiç su istemeden ve kış yağmurlarıyla büyüyen karakılçık ve saz çavdarı gibi tahıllara; gambilya ve mürdümük gibi atalık yem bitkilerine; İzmir iklimine en uygun tarımsal ürünlerden zeytin ve zeytinyağı ile üzüme de alım garantisi vereceğiz. Çünkü bunlar, kendi doğal koşullarında, çok fazla girdi ve sulamaya ihtiyaç olmadan yetişen hayvan ve bitkiler. Bilimsel araştırmalar, az sulanan ürünlerde kolay kolay hastalık olmadığını ve dolayısıyla bunları ilaçlama ihtiyacının da çok az olduğunu ortaya koyuyor. Bu stratejik ürünleri üreten veya üretebilecek çiftçimizle çalışacak bir saha ekibi kurduk. Bu ekibimiz; İzmir’in otuz ilçesini gezerek bu stratejik ürünleri yetiştiren her üreticiyle tek tek görüşmeler yapmaya başladı. Bu sayede her üreticinin hangi üründen ne kadar ve hangi yöntemlerle ürettiğini, hayvancılık yapıyorsa hayvana ne yedirdiğini, zeytincilik yapıyorsa zeytin ağaçlarını nasıl işlediğini detaylı şekilde öğreniyoruz. Bu araştırmanın sonucunda İzmir’in ürün envanteri ortaya çıkıyor; yani elimizde hangi üründen, hangi kalitede ve ne kadar olduğunu tüm detaylarıyla öğreniyoruz. Böylece üreticilerimizle birlikte çalışmalara başlıyor, İzmir tarımının geleceğine birlikte yön veriyoruz” dedi.

İKİNCİ AŞAMA TARIMSAL DESTEK ÇALIŞMALARI

Yeni tarım modelini aşamalı olarak ilerleteceklerini açıklayan Başkan Soyer, “İzmir Tarımı’nın ikinci aşaması Tarımsal Hizmetler Dairemiz tarafından yürütülen tarımsal destek çalışmaları. Bu kapsamda, kooperatifler aracılığıyla yüksek miktarda ürün alıyoruz. Üretilen tüm ürünler kooperatiflerden Büyükşehir Belediyemiz tarafından satın alınarak vatandaşlarımıza ulaştırılıyor. Bir yandan kırsaldaki üretimi desteklerken, diğer yandan şehrimizdeki milyonların sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimini sağlıyoruz. Bu kapsamda 2019 yılında yaptığımız toplam alımların miktarı 125.377.092 Türk Lirası. Bu alımın İzmir kooperatiflerinden alınan kısmı 121.447.379 lira. 2020’de yaptığıımız toplam alımların miktarı ise 144.762.472 lira. Bu alımın 127.595.174 liralık kısmı İzmir kooperatiflerinden gerçekleştirildi. Bu alımları 2021 yılında da artırarak sürdüreceğiz. Belediyemiz aynı zamanda makine ekipman sağlıyor, makine parkları kuruyor, tohum ve küçükbaş hayvan desteği veriyor ve arıcılığı destekliyor” dedi.

OPERASYONEL SÜREÇLERİ BAYSAN ÜSTLENİYOR

Ürünlerin paketlenip satışa sunulması sürecinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin BAYSAN şirketinin kilit önem taşıdığını söyleyen Başkan Soyer, “Tarım stratejimizin bir sonraki ayağında lojistik, işleme ve markalaşma çalışmaları yer alıyor. İklim krizine ve kuraklığa çözüm ürettiğimiz bu stratejik ürünlerin lojistiği; yani üreticilerden alınması, işlenmesi, paketlenmesi ve satılacak hale getirilmesi Belediye şirketimiz Baysan tarafından gerçekleştiriliyor. Baysan’ın burada üstlendiği rol çok önemli; çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi adına tüm operasyonel süreçleri gerçekleştirerek diğer tarımsal şirketlere ve kooperatiflere örnek teşkil ediyor. Baysan, özel sektörün risk almadığı veya küçük üreticinin yatırım yapamayacağı konularda, bu yatırımı gerçekleştirerek İzmir Tarımı’nın lokomotif gücünü oluşturacak. Öz kaynaklarımızla Ödemiş’e et işleme tesisi kurduk, Bayındır’a ise dev bir süt işleme fabrikası kuruyoruz. Yaklaşık 65 milyon liraya mal olacak süt işleme fabrikamızın inşaat zemin alanı yedi bin metrekare. 2021 Mayıs ayında temeli atılacak fabrikanın, 2021 yılı aralık ayında deneme üretimine başlamasını planlıyoruz. Fabrikamız, 2022 Ocak ayından itibaren tam kapasite çalışmaya başlayacak. Bu tesiste 100 kişinin çalışmasını öngörüyoruz. Yarın bu tesisimizin tüm özelliklerini Bayındır’da, yerinde inceleyeceğiz. Önümüzdeki dönemde inek sütündeki alımlarımızı Belediye şirketimiz Baysan sayesinde 16 milyon litreden 22 milyon litreye yükseltiyoruz. Bunun 16 milyonu süt kuzusu projesiyle hemşerilerimize ulaşacak, geri kalanı ise paketlenerek kendi markamızla piyasaya sunulacak. Büyükbaş yetiştiriciliğinde su tasarrufu yapan yerli yem bitkilerine geçişi bu süreçte tedricen hızlandıracağız. 2021 ve 2022 döneminde inek sütü alımına küçükbaş sütü alımını da ekliyoruz. Baysan şirketimiz aracılığıyla bu tesiste kullanılmak üzere ilk yılda 7 milyon 500 bin litre koyun sütü, 5 milyon litre keçi sütü ve 2 milyon litre manda sütü üreticilerimizden satın alacağız. Süt işleme fabrikamız, günlük 100 ton süt işleme kapasitesine sahip olacak. 2021 yılı içinde et entegre tesisimiz için 50 bin adet kuzu ve 4 bin adet karasığırı, üreticilerimizden satın alıyoruz. Ödemiş’teki et işleme tesisimiz, Nisan ayından itibaren tam kapasiteyle çalışmaya başlıyor. Öte yandan Baysan, 10 bin dönüm arazide susuz yem bitkisi ve hububat ekiminde de sözleşmeli alım gerçekleştirecek. Alacağımız yem miktarının değeri yaklaşık 15 milyon lira. Havza ölçeğinde yapacağımız alımlarda ise örneğin Beydağ’dan 100 ton kestane, Ödemiş’ten 300 ton patates satın alacağız. 2021 ve 2022 döneminde toplam 338 milyon 600 bin TL’lik alım yapacağız. Böylece belediyemizin köylümüze yapacağı maddi destek neredeyse üç kat artacak. Bunun 154 milyon 600 bin lirası süt ürünlerine, 97 milyon lirası et ürünlerine, 15 milyonu yem bitkilerine ve geri kalan 72 milyon ise diğer ürünlere tekabül ediyor. Tüm et ve süt alım sözleşmeleri, kuraklıkla mücadelemize katılan üreticilerimizle bu yıl içinde gerçekleşecek. 2021’de alım garantisi verdiğimiz tüm bu ürünleri, piyasa değerinin üzerinde bir bedelle satın alacağız. Bu da üreticilerimizin emeğinin karşılığını almasını sağlayarak, İzmir Tarımı ilkelerini harfiyen uygulamalarını teşvik edecek. Tüm bu süreçler İzmir Tarımı markalaşma çalışmalarımızı da hızlandıracak” dedi.

SÜTÜ 3 LİRADAN ALIYORUZ

Üreticiden sütü 3 liradan aldıklarını söyleyen Soyer, “Kooperatiflerin önünü açacak bir şey yapmış oluyoruz. Süt fabrikasında kooperatifler başka illere gidiyordu. Biz bu tesisi yapmakla kooperatiflerimiz hem rahatlatmış olacağız. Kavurma meselesi küçük baş hayvancılığı desteklemek için bulduğumuz bir yöntem. Bizim yaptığımız çalışmalarımız tamamı kooperatiflerimizin önünü açacak çalışmalar. Asla onlarla rekabet etmek gibi bir derdimiz yok, organik büyümelerin önünü açacak destek vermek. 3 lira net üreticiden alıyoruz sütü” dedi.

TARIMDA AR-GE ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR

Ürünlerdeki kalite ve verim süreçlerinin arttırılması konusunda merkez kurduklarını belirten Başkan Soyer, “Çiğli Sasalı’daki tarımsal araştırmalar merkezimizde bir tarımsal tasarım ofisi kuracağımızı buradan müjdelemek istiyorum. Üreticimiz, burada kuracağımız merkez sayesinde ürünlerinin paketlenebilmesi için ücretsiz tasarım desteği alabilecek. Burada yapmak istediğimiz “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesiyle şekillenen İzmir Tarımı’nın, marka değerini büyütmek. İzmir’de bu vizyon ve strateji çerçevesinde üretilen ürünlerin; hem doğanın, hem de insanların sağlığını koruyan bir uygulama olduğunu anlatmak ve İzmir Tarımı’nın farkını ortaya koymak” dedi.

İZMİR ÜRÜNLERİ DOĞRUDAN TÜM DÜNYAYA SATILACAK

Ürünlerin pazarlanması ve üreticilerin kalkınması noktasında ihracatın önemine değinen Başkan Soyer, önümüzdeki süreçlerde BAYSAN üzerinden doğrudan ihracata başlanacağını da açıkladı. Soyer, “Üretilen, markalaşma süreci tamamlanmış, paketlenmiş ürünler İzmir Tarımı stratejimizin sonraki aşaması olan satış, pazarlama ve ihracat için hazır hale geliyor. Bu dördüncü aşamada yapmaya çalıştığımız katma değeri yüksek bu ürünleri İzmir, Türkiye ve dünyadaki diğer mecralarda satışa sunmak ve üreticilerimize, çiftçimize daha fazla gelir sağlamak. İzmir’deki doğa dostu stratejik ürünlerimize olan talep, uluslararası piyasalarda da hızla artıyor. Dolayısıyla biz İzmir Tarımı’nın ürünlerini sadece iç piyasa için değil, aynı zamanda ihracat için de geliştiriyoruz. Belediye şirketimiz İZFAŞ, bu konuda büyük bir rol üstleniyor. Markalaşma, e-ticaret ve ihracat konularında tecrübesi olmayan küçük üreticilerimizi fuarlarımız ile dünyaya açıyoruz. Buradan yine müjdelemek isterim ki Sasalı’daki tarım merkezimizde bir ihracat destek ofisi de kuruyoruz. Katma değeri yüksek, markalaşmaya ve teknolojiye dayalı ihracatı artırmak için seferberlik başlatıyoruz. Bu konuda Ege İhracatçı Birlikleri, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Ticaret Odası ile ortaklık içinde çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde Belediye şirketimiz Baysan üzerinden doğrudan ihracat yapacağız. Alım garantisi dışında satış garantisi çok önemli. Alım garantisi bir yandan üreticiye nefes aldıran bir çözüm ancak nereye kadar alabilir Büyükşehir Belediyesi. Bizim asıl yapmamız gereken şey, üreticinin ürününün elde kalmayacağını ve satabileceğinin garantisini vermesi. Biz elinden alamayacaksan sana kaçtan nereye satabileceğini söyleyeceğiz. Biz hem tasarım hem ihracat desteği vereceğiz. Biz buraların ürünlerini dünyaya taşınması için köprü görevi göreceğiz. Küçük Menderes o kadar olağanüstü bir doğa ki, güne bambaşka başlıyorsunuz. Nefis bir hava… Biz bunları neden pazarlamayalım insanlara sunmayalım? Buraların her biri mücevher değerinde… Bu vizyonu tüm Türkiye ve İzmir'e yaymamız gerekiyor” dedi.

AMAÇ İHRACATI 250 MİLYON DOLAR SEVİYESİNE YÜKSELTMEK

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bugüne kadar alım garantili faaliyetlerle kırsal kalkınmaya destek olduğunu yeni planlama ile doğrudan satış noktasında desteğin bir kademe öteye taşınacağını söyleyen Soyer, “Özetle, yeni dönemde sadece alım garantisi vermekle kalmıyoruz, artık satış garantisini de gündemimize alıyoruz. Bu satış garantisinde de en önemli hedefimiz ihracat. İZFAŞ’ın düzenlediği fuarlar üreticimizi dünyadan alıcılar ile buluşturmaya devam edecek. Türkiye’nin tek zeytin ve zeytinyağı fuarı Olivtech, yine Türkiye’nin tek organik ürünler fuarı Ekoloji İzmir, Türkiye'de ilk defa düzenlenecek TerraMadre gibi fuarlarla küçük üreticilerimizi doğrudan ihracatçı haline getiriyoruz. Flowera Kesme Çiçek Süs Bitkileri ve Peyzaj Fuarı ile Küçük Menderes havzamızdaki bu önemli sektöre destek oluyoruz. Amacımız, 13 milyon dolara düşen ihracatı 250 milyon dolar seviyesine yükseltmek. Bu kapsamda, az su tüketen süs ve peyzaj bitkileri, hem alım garantisinde, hem ihracat desteğimizde önceliğimiz olacak. Desteğimiz iç piyasaya erişim ve e-ticaret alanında da sürecek” dedi.

SERTİFİKASYON SÜRECİNDE ORTAK AKIL

Tarım konusunun bir eğitim haline dönüşmesi için atılan adımlardan söz eden Soyer, “İzmir Tarımı’nın beşinci aşamasında ise; “araştırma geliştirme, eğitim ve sertifikasyon süreçleri”ni gerçekleştireceğiz. Bu konuda Büyükşehir Belediyemizin pek çok yatırımı var. Geniş kapsamlı Can Yücel Tohum merkezimiz kurulma sürecinde. TÜSİAD ile kurduğumuz, önümüzdeki ay açacağımız, girişimcilik merkezinde önceliğimiz tarım olacak. Gediz Deltası Sasalı’da iklim değişikliği ve kuraklık ile ilgili tarım araştırmalarının yapılacağı bir merkezimiz açılıyor. Burada hem ürün planlama çalışmaları, hem de az önce bahsettiğim tasarım ve ihracat destek ofislerimiz yer alacak. Seçim vaatlerimizden biri olan Tarım Lisesi de 2022’de eğitime başlayacak. Pandemi koşulları iyileşir iyileşmez metropolde yaşayan çocuklarımızın kırsal alanda eğitimiyle ilgili çalışmalar yapacağız. Buradaki amacımız, şehirlerde yaşayan çocuklarımızın doğayla buluşması, toprakla haşır neşir olması ve tarımsal üretim sürecini görerek öğrenmeleri” dedi.

AGROTURİZMLE ÇİFTÇİ ON İKİ AY BOYUNCA YAN GELİR ELDE EDECEK

Agroturizm ve kooperatifleşme süreçlerinin çiftçilere ciddi bir ek gelir sağlayacağüını açıklayan Soyer, “İzmir Tarımı’nın son olarak altıncı aşamasında, agroturizm gibi yan ekonomiler oluşturma çalışmamız var. Agroturizm tüm dünyada, çiftçiye ek gelir oluşturan bir sektör haline geldi. Zaten bu modeli, Seferihisar’da uygulamış ve orada, çiftçimizin yan ekonomik gelire kavuşmasını sağlamıştık. Gayemiz, İzmir’in agroturizm için uygun noktalarında köylülerimizin sadece belirli bir dönem değil, on iki ay boyunca yan gelir elde etmesini sağlamak. Tüm bu çalışmalarımızda kooperatifleşmeyi, örgütlülüğü çok önemsiyor ve teşvik ediyoruz. Çünkü küçük üreticinin hayatta kalabilmesi için bir araya gelerek güçlenmesi ve haklarını birlikte savunması şart... Küçük çiftçinin örgütlenmesi ve bu örgütlülük içinde üretimin gerçekleşmesi, İzmir Tarımı’nın temel özelliklerinden biri” dedi.

İzmir tarımı modelini 10 maddede özetleyen Soyer, şunları şöyledi:

-Tarımsal su kullanımını yüzde 50 azaltarak içme suyumuzu koruyor.

-Sulama ihtiyacı olmayan, ekonomik değeri yüksek, yerel tarım ürünlerini alım garantisi ile destekliyor.

-Tarımsal ürünlerin markalaşmasını ve pazarlamasını destekleyerek katma değerini büyütüyor.

-İhracat potansiyeli yüksek, nitelikli tarım ürünlerini teşvik ederek Türkiye ekonomisini büyütüyor.

-Küçük üreticinin örgütlenmesini teşvik ediyor; çiftçilerimizin doğduğu yerde doyabilmesinin önünü açıyor.

-Kadınların ve gençlerin tarım ekonomisinde yeniden söz sahibi olmasını sağlıyor. Kırsaldaki yaşam kalitesini

büyütüyor.

-Tarım alanlarını sadece gıda üretimi için değil, tüm canlılar için geliştiriyor; doğanın korunmasını destekliyor.

-Toprağı, suyu ve tohumu en dengeli şekilde kullanarak iklim kriziyle mücadele ediyor.

-Yerli tohumları ve hayvan ırklarını yaygınlaştırarak tarıma sahip çıkıyor.

-Şehirlerimizde yaşayan milyonlarca insanın sağlıklı, güvenilir ve ekonomik gıdaya erişmesinin önünü açıyor.

“KIRSAL MAHALLE ADIMI OLUMLU AMA YETERSİZ”

Hükümetin attığı “kırsal mahalle” adımının önemli ancak yetersiz olduğunu söyleyen Soyer, “Türkiye’de tarımın içine düştüğü sıkıntıların en temel sebeplerinden biri; 8 yıl önce, 2012 yılında Büyükşehir Yasası ile toplamda 16 bin 220 köyün kapatılması oldu. Buna karşı Seferihisar’da “Geleceğin Köyleri” adıyla bir hareket başlatmıştık ve kısa sürede 1000’e yakın köyün katıldığı bu oluşum tüm Türkiye’ye yayılmıştı. 2013 yılında Teos Antik Kenti Tarihi Parlamentosu’nda, yüzlerce köy muhtarıyla bir araya gelerek Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylere karşı tepkimizi haykırdık ve mücadelemizi başlattık. Çünkü köylerin mahalleye dönüştürülmesinin, bir isim değişikliğinden ziyade Türkiye tarımının çökmesine neden olacak sonuçlar doğuracağını biliyorduk. Ne yazık ki dediğimiz gerçek oldu ve bu yasa değişikliği sonrası aradan geçen 8 yılda Türkiye tarımı, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük yara aldı. Yakın zamanda bir torba yasa ile köylerin “kırsal mahalle” olarak belirlenebilmesinin önü açıldı. Bu yasa bir kez daha, bizim köy kapatmalara karşı mücadelemizin haklılığını ortaya koydu. Kırsal mahalle olarak belirlenecek köylerde; vergi, harç ve su gibi çeşitli muafiyet ve indirimler getirilmesi, elbette olumlu bir gelişme ama yeterli değil. Köyler kapatılınca ortak mülkiyet alanları, ortak meralar ve araziler elden çıkmıştı. Yapılan düzenleme bu malları, köylere geri vermiyor. “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek hayata geçirdiğimiz İzmir Tarımı’nın, şehrimizden başlayarak tüm ülkemizde, köylerimizin ve çiftçimizin dertlerine derman olacağına inanıyoruz. Buradan, adı mahalle olarak değiştirilen tüm köylerimize sesleniyorum. Kırsal mahalle statüsü için başvurunuzu bir an önce ilçe belediyelerimize gerçekleştirin. Büyükşehir Belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da köylerimizin yanında olacak, üreticimizin refahını büyütmek için sizlerle birlikte canla başla çalışacak”dedi.

BAŞKALDIRIYORUZ!

Hükümeti tarım konusunda eleştiri yağmuruna tutan Başkan Soyer, “Yerli ve millî olmak, sözde değil, özde olması gereken bir meseledir. Bir bayrak düşünün! Göklerde dalgalanması için göğsünüzü siper edeceksiniz. Bir memleket düşünün! Sınırlarını korumak için binlerce şehit vereceksiniz. Fakat o sınırların içindeki vatan toprağını kaderine terk edeceksiniz. Tarlaların ve köy evlerinin birer birer boşalmasına seyirci kalacaksınız. Yerli ve milli tohumlarımız hızla yok olurken, yabancı tohumlara teşvik vereceksiniz. Kültürümüzü, köklerimizi ve geçmişimize ait ne varsa her şeyi inşaat sektörüne kurban edeceksiniz. Büyük bir ustalıkla, tarımın doğduğu topraklarda tarımı yok etmeyi başaracaksınız. Buğdayın, koyunun, keçinin, sığırın, armudun, kirazın, üzümün, incirin, zeytinin ve daha nicesinin ana vatanında, tarımın binlerce yıldır yapıldığı bu topraklarda, Anadolu tarımından geriye eser bırakmayacaksınız. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğacak, yerli tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye edeceksiniz. Yabancı tohumlar ülkemizi istila ederken, topraklarımız çoraklaşacak, göllerimiz bir bir kuruyacak, yer altı sularımız yüzlerce metre derinlerde kaybolacak. Üstelik tüm bunlar olup biterken, yerli ve milli olmak hamaseti yapmaya devam edeceksiniz. Merak ediyorum. Bizi biz yapan toprağımızdan, suyumuzdan ve doğamızdan daha yerli ve milli ne olabilir? Ellerimiz ülkemize ait tüm değerleri tek tek yok ederken, sözlerimiz nasıl yerli ve milli olmaktan bahsedebilir? Kimse kusura bakmasın. Tarım tekelleri daha da büyüsün; yabancı şirketler borç batağı altında ezilen köylümüze daha da fazla ithal tohum, daha çok ithal ilaç, ithal yem ve hayvan satsın diye; topraklarımızın kuraklaşmasına ve halkımızın yoksullaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz için yoksulluğun ve topraklarımız için kuraklığın kader olmadığını çok iyi biliyoruz. Eskiden savaşlar topla tüfekle, işgaller askerlerle ve postallarla olurdu. Bugünün savaşları ve işgalleri ise tohumla, ilaçla ve topraklarımızı çoraklaştıran, köylümüzü esir eden yanlış tarım politikaları ile oluyor. Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmeye kararlıyız. Bu büyük işgale yine İzmir’den başlamak üzere başkaldırıyoruz. Yoksulluğa ve kuraklığa karşı ilk adımımızı, “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek, İzmir Tarımı ile, bugün burada Ödemiş’te atıyoruz. Üreticimizle yan yana, yerli ve milli bir tarım politikası inşa ediyoruz. Memleketimize hayırlı olsun. Bereketi bol olsun!”

KAZANILAN YERİN KURA İLE KAYBEDİLMESİ UYGUN DEĞİL

Basın mensuplarının sorularına yanıt veren Tunç Soyer, Eşrefpaşa Hastanesi’nin satılacağı iddialarını yalanladı.

Menemen Belediyesi Başkan Vekili Seçimi konusuna değinen Başkan Soyer, “Menemen’de çok haksızlık oldu.

Seçimle kazanılan yerin kura ile kaybedilmesi uygun değil. Hukukta her şey meşrudur demek doğru değil. Bu sürecin tamamlandığını düşünmüyorum” dedi. 

İLK KEZ DÜNKÜ TOPLANTIDA ELİME CV VERİLMEDİ

İzmir Tarımı Modeli’nin istihdam konusuna da fayda sağlayacağını söyleyen Soyer, “Hiçbir üreticimiz yada köylümüz keyfinden bırakıp gitmek istemiyor. İnsanlar doğduğu yerde doymak istiyorlar. Peki neden terk ediyorlar? Çünkü aileisini geçindirecek bir kazanım sağlayamıyor. Eğer o insanlar ürettikleri ile ailelerini geçindirebilecek bir gelir elde etsel hiçbir yere kıpırdamayacaklar. Bizim asli hedefimiz üreticiyi köyünde tutmak. Köylü karnı doymadığı ve ailesini geçindiremediği zaman onlarda huzursuzluk oluyor. Bizim asıl hedefimiz köylüyü köyünde tutmak ve orada mutlu etmek istiyoruz. Biz Beydağ'da 24 muhtarımız ile toplantı yaptık. İBB'nin CV bankasında 200 bin iş başvurusu var. Ben nereye gidersem gideyim mutlaka elime CV'ler tutuşturuluyor. İlk kez dün yapılan toplantıda bana CV verilmedi” dedi.

ÜÇ ETAP HALİNDE İLÇELERİ ZİYARET EDECEK

Başkan Soyer İzmir Tarımı’nı metropol dışındaki ilçelerde anlatmaya devam edecek. Ödemiş ve Bayındır’ın ardından Başkan Soyer, sonraki haftalarda üç etap halinde Tire, Selçuk, Menderes, Kemalpaşa, Torbalı, Menemen, Foça, Aliağa, Dikili, Bergama, Kınık, Urla, Seferihisar, Karaburun ve Çeşme’yi ziyaret edecek.

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2021, 14:18

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner214