Ayasofya, yeniden dirilişin ilk adımıdır

Ayasofya Camii’nin tarihçesini kısaca kronolojik sırayla başlayalım.

Ayasofya, yeniden dirilişin ilk adımıdır

Ayasofya, Bizans İmparatoru 1. Constantinius tarafından 360 yılında Hıristiyanlığın resmi din kabul edilişin nişanesi ve egemenlik sembolü olarak inşa edildi.

Daha sonra yangınlar ve depremlerle yıpranan Ayasofya, Bizans imparatoru 1. Justinian tarafından dünyanın en büyük mabedi olarak bugünkü şekliyle yaptırıldı. Ortodoks Hıristiyanlığının merkezi ve gücü olarak yaklaşık 1000 yıl Katedral olarak hizmet verdi.

İstanbul, 29 Mayıs 1453 Salı günü Osmanlı Devleti Hakan'ı Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedildi.

Ayasofya, hemen Cami'ye dönüştürülerek, Fetihten 3 gün sonraki Cuma günü olan 1 Haziran 1453’de Cuma namazıyla Müslümanların hizmetine verildi.

1.nci Dünya savaşı sonrası dağılan Osmanlı Devleti toprakları üzerinde kurulan Yeni Türk Devleti'nin 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Cami hüviyetine son verilerek müzeye dönüştürüldü.

Bu karardan 86 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir karar ile Ayasofya’yı yeniden İstanbul'un fethindeki asli konumuna dönüştürülmek üzere 24 Temmuz 2020 de cuma namazı ile yeniden ibadete açtı.

Elhamdülillâh... Bendeniz de bu tarihi anın şahidi olarak Ayasofya Camisinin gölgesinde Cuma namazı kılan 350.000 kişiden biri oldum. Bu çağın en önemli hadisesine tanık olurken büyük bir heyecan, büyük bir vecd yaşadım.

Şimdi gelelim, bütün bunlar ne demek? Nereye gidiyoruz? ... Sorusunun cevabına;

Ayasofya, Kudüs'te İbrahim Mabedinden daha büyük daha haşmetli inşa edilerek, din gücünün Kudüs'ten İstanbul'a taşınmasını hedefleyen bir semboldü.

Ayasofya, Orta çağ karanlığındaki Batı'nın din emperyalizminin bir gücü ve egemenlik nişanesiydi.

Ortodoks Katedrali konumuyla, Hristiyanların üzerinde bir güç göstergesi olarak dinin merkezi oldu.

Batı Medeniyeti,  buradan aldıkları güçle 1000 yıl, Avrupa'yı, Anadolu'yu ve Orta-Doğu‘yu hükmetti. Orta-Doğu üzerinden Hindistan'a ve Uzak-Doğu'ya egemen oldu.

Selçuklu Hakan'ı Sultan Alparslan ile 1071'de Türklerin Anadolu'ya girişleri her şeyi değiştirdi.

Türkler Anadolu'da yayıldıkça medeniyet, huzur ve adalet gelerek, zenginlik din ile güç kazanan aristokların elinden fakir halka dağılmaya başladı.

Bunun neticesinde Türklerin Anadolu'da hakimiyetleri kolaylaşmış, Batı doğudaki egemenlik güçlerini kaybederek zamanla İstanbul'da sıkışıp kalmıştır.

Egemenlik olmayınca zenginlik yoktur. Yani ticaret, vergi ve savaş gelirleri elinden uçup giden Batı Medeniyeti, Türklerin yükselişine engel olamamıştır.

İstanbul'un 1453'de fethi ile doğu üzerindeki Batı Egemenliği resmen sona ermiştir.

Yani, İstanbul’un fethi Ayasofya'nın Cami oluşuyla, Batı Egemenliğinin doğudaki son kalesi düşmüş oldu. Böylece Batı Egemenliği, Avrupa'da orta çağın karanlığında yalnızlaşmıştır.

Bu bilinçte olan Fatih Sultan Mehmed Han, derhal Ayasofya'yı Camiye dönüştürerek Batı Medeniyeti Egemenliğine resmen son vermiştir. Artık Batı'nın din ile egemenlik gücünü devam ettirecek bir argümanı kalmamıştır. Bu tarihten itibaren Batı, sanayi devrimi ve Fransız ihtilâline kadar sürecek 300-350 yıllık bir çöküşün ve karanlığın içine gömülmüştür.

Ayasofya'nın Cami olarak Müslümanlara ait olmasıyla Osmanlı Devleti dünyada süper güç konumuna dönüşmüş ve İmparatorluk sıfatına sahip olmuştur. Artık zenginlik Türklerin eline geçmiş, Doğu ve Uzak-Doğu'nun bütün ticaret yolları ve zenginliği Osmanlı topraklarında kesişmiştir.

Bu aynı zamanda İslam Dünyasında Hilafetin Osmanlı tarafından temsil edilişinin zımmî bir başlangıcıdır. Bu tarihten itibaren İslam Dünyası da Osmanlı Birliği üzerinde birleşmiş ve Hilafeti Fatih'in torunu olan Yavuz Sultan Selim Han'a Mısır'ın fethiyle teslim etmiştir.

Dünya'nın süper gücü ve egemen devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, sanayi devrimi ile güçlenen Batı'nın Bizans oyunlarıyla yıllarca hırpalanmış, toplum ve devletin içine sızan bir takım hainler tarafından “batı hastalığına“ bulaştırılmış ve “hasta adam“ konumuna düşürülerek parçalanmaya hazır hale getirilmiştir.

Hasta Adam'ın yıkılması kolaydır. Batı, buna rağmen Hasta Adamı bir türlü yıkamamış, yaklaşık 80-90 yıl bu uğurda çirkef ve şerefsiz politika oyunlarıyla 1.nci Dünya Savaşının eşiğine getirmiştir.

Bu esnada atılan Filistin'de Yahudi Devleti tohumları bir türlü istenilen neticeyi vermemiştir.

Batı Medeniyeti kaybedilen Ayasofya karşılığında Kudüs'ü almak, tekrar doğuda toprak kazanmak hedefindedir.

Ancak, Kut'ül Amare’de, Çanakkale'de, Kafkasya'da ve nihayetinde Anadolu’daki Kuvayı Milliye ruhuyla başarılan Kurtuluş savaşından sonra Batı Dünyası, yeni planlarını tekrar gözden geçirmek zorunda kalmıştır.

Parçalanan Osmanlı Devleti üzerine kurulan Yeni Türk Devleti Batı Medeniyetinin planlarında yeni sayfaların açılmasına sebep olmuştur. Bu saatten sonra Batı Medeniyetini karşımızda ve cephede değil, yanımızda ve içimizde görüyoruz. Artık Batı, Türklerle mücadelesini içimizde yürütecektir. Yeni Türk Devletinin tekrar eski savletli ve haşmetli günlerine dönmemesi için bir takım toplum mühendisliği projeleri dizayn edilmesine ihtiyaç hissetmiştir. Dirilişin tekrar gerçekleşmemesi için Devletin kontrol altında tutulması ve Türk Toplumun da gerçek değerlerinden uzaklaştırılarak iğdiş edilmesi gerekmektedir.

Bu projeler kapsamında Türkiye Cumhuriyeti yoluna devam ederken, 24 Kasım 1934 yılında Bakanlar kurulu kararı ile Ayasofya müze haline getirilir.

Batı Medeniyeti, 1453 ün rövanşını almış, Fatih Sultan Mehmed Han 500 yıl sonra manen mağlup edilmiş, Fatih’in torunları da dize getirilmiştir. Böylece egemenlik ümidi Türklerden silinmiş ve doğu ile İslam Alemi arasındaki bağ kopartılmıştır.

AYASOFYA tekrar CAMİ'YE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ.... Şimdi neler olacak?

Ayasofya tekrar Türklerin yükseliş döneminin hüviyeti olan asli konuma geri gelince, Batı Egemenliğinin üzerimizdeki maddi ve manevi egemenlik baskısı kalkacaktır.

İslam milletleri Batı Medeniyetinin tuzaklarından kurtulup Türk Devleti etrafında güç birliği yapacaklardır.

Türki Cumhuriyetler, abileri konumunda bulunan TÜRKİYE çatısı altında TÜRK BİRLİĞİNİ oluşturma aşamasına geçeceklerdir.

TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ yeniden canlanacak, 2000’li yılların yükselen değeri olacaktır.

İslam ülkelerindeki ceberut baskılar çatırdayacak, zalim yönetimler devrilecektir.

Sömürülen devletler kendi zenginliklerine sahip çıkarak Batı sömürüsüne son vereceklerdir.

Dünya ekonomisi üzerindeki gücü zayıflayan Batı, kendini sorgulayacak ve Batı Egemenliği darmadağın olacaktır.

Dünya yeniden huzura, adalete ve merhametli bir döneme girecektir.

AYASOFYA, YENİDEN DİRİLİŞİN İLK ADIMIDIR.

AYASOFYA, TÜRKLERİN YENİDEN ESKİ SAVLETLİ VE HAŞMETLİ GÜNLERE DÖNÜŞÜNÜN KUTSAL TACIDIR.

DİRİLİŞ BAŞLAMIŞTIR... KORKMAYIN!... GERİ DÖNÜŞÜ OLAMAZ.

ÇÜNKÜ ALLAH (C.C.) BU SÜRECİ BAŞLATMIŞTIR, KORUYACAK OLAN DA O' DUR.

Güncelleme Tarihi: 27 Temmuz 2020, 01:10

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner214

banner257

banner227

banner234