Atatürkçü Düşünce Derneği Ödemiş Şubesi, 3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesi dolayısıyla bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun büyük bir kültür hamlesi olduğu vurgulandı.

Açıklamada; “Yeni Türkiye’nin kültür hayatında çok önemli bir aşamayı başarıya ulaştıran Tevhid-i Tedrisat Kanunu büyük bir kültür hamlesidir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan laikleşme süreci Ulusal Kurtuluş hareketiyle 19 Mayıs 1919’da başlar. Çünkü bu tarih, din egemenliği yerine ulus egemenliğine dayalı bir düzen kurma tasarımının yaşama geçirilmesinin başlangıcıdır” denildi.

29 Ekim 1923’te anayasada yapılan değişikliklerle, 1924 Anayasası ve devrim yasaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, devlet yönetiminin artık dine dayanmadığının ortaya çıktığını söyleyen ADD Ödemiş Şube Başkanı Mehmet Eriş, “Laikleşme açısından asıl hukuksal dönemeç 3 Mart 1924 günü birkaç saat içinde çıkarılan üç “devrim yasası” ile dönüldü. Bunlar, Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı ile Genelkurmay Bakanlığının kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Birliği Hakkında Yasa), Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı/Halife ailesinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarılması hakkındaki yasalardır.  Bu üç yasayla; dinin devlet düzenine karışması engelleniyor; önceden hangi bakanlık ya da kuruluşa bağlı olursa olsun ülkedeki tüm eğitim ve bilim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na devrediliyor; bir din makamıymış gibi gösterilen ve laik devlet yönetimine ayak bağı olan Halifelik kaldırılıyordu. Bu bilgiler ışığında laiklik kavramını bir kez daha ele alalım:

Laiklik, devleti yönetme gücünün dinden değil, akıl ve bilimden alınması demektir. Laik devlette yasama, yürütme ve yargı organları karar ve uygulamalarında hiçbir biçimde din kurallarından etkilenmezler. Laik devlet ne dinin yanındadır ne de dine karşıdır. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün en sağlam güvencesidir. Laiklikle dindarlık aynı kişilikte ve toplumda var olabilir.

Eğitim, insan davranışlarının amaçlı ve düzenli olarak geliştirilmesidir. Din eğitimi, kişilerin özgürce benimsedikleri din ve inancın gerektirdiği bilgi, beceri ve davranışları onlara kazandıran düzenli etkinliklerdir. Din eğitimi, bilimsel eğitimi engellemek, toplumsal düzeni bozmak, yıkmak amacıyla yapılamaz. Laik düzende, din eğitimi adı altında çocukların ruh ve beden sağlığını bozucu, toplumsal barışı tehdit edici etkinlikler, kitle tahrikçiliği ve rejim düşmanlığı yapılamaz. Laik devlet, kişilerin sağlığı, toplumun huzur ve güvenliği açısından din işlerinin yönetimini ve din eğitiminin işleyişini denetleyebilir. Bu yetki devletin varlık nedeniyle ilgilidir. Söylediklerimizin hiçbiri din eğitimini engelleyici şeyler değildir.
Halkın din hizmetlerine devletin yardımına en güzel örneği Atatürk vermiştir. O, halkın din duygularını Ulusal Kurtuluş hareketine yönlendirebilmiş, din ve vicdan özgürlüğüne baskı yapan gerici yuvaların kapatılmasını sağlamış, Kuran’ın Türkçeleştirilmesi, saygın ve yetkin din bilginlerine hazırlatılan kaynak din kitaplarının yayımlatılıp hizmete sunulması gibi uygulamalarla gerçek inanç sahiplerine saygısını ortaya koymuştur.

Atatürk diyor ki; “Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti, bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız derslerdir” ifadelerinde bulundu.