SURİYE BELÂSINI MI ARIYOR?

Hafta sonu Türk Hava Kuvvetlerimize ait F-4 silâhsız keşif uçağımız, Hatay ilimiz karasularında görev uçuşu sırasında, Suriye’ye ait füze sistemleri ile vuruldu. Çok iyi yetişmiş iki nadide subayımızın, akıbetleri hakkında kesin bilgi yok. Suriye devleti gayet pişkin bir tavırla uçağımızı kendilerinin düşürdüğünü açıkladı. Buraya kadar yazdıklarımı haber bültenlerinden dinlediniz, gazetelerden okudunuz.
            Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin yerinde bir politikası ile Suriye’ye karşı uygulanan tavır, Rusya ve İran dışında, Birleşmiş Milletler mensubu tüm devletler Esed Rejimi aleyhindeler. BM’nin yoğun çabaları ve bazı yaptırımları gündemde.
            Suriye’de Stalinist Baas Partisi’nin, halkına aylardır uyguladığı vahşet ve katliamlar sonucu canlarını kurtarabilen 30.000 Suriyeli ülkemize sığınmışlar, Kilis, Ceylânpınar, İslâhiye’deki mülteci kamplarında Türkiye Cumhuriyeti himayesinde bütün ihtiyaçları aklınıza ne gelirse (çadır ve prefabrik evlerde konaklamakta, her türlü ev araç gereci buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, ısınma ve soğutma klima sistemleri, üç öğün yemek. Hastane, doktor, hemşire ve diğer sağlık görevlilerinin bulunduğu sağlık ocağı, çocuklarına okul, oyun parkları ve daha nice insani hizmet bu masum insanlara verilmektedir. Bütün masrafını Türkiye Cumhuriyeti devletimiz karşılamaktadır. Ne BM’den ne de başka devletlerden yardım eli uzanmamaktadır. Misafirimiz sayılan bu insanlara verilen hizmetleri internette araştırırken, yorum yazan bazı kendini bilmezlerden utandım. Devletlerin de zekâtı vardır. Tıpkı yüce dinimiz İslâm’ın beş şartından biri olarak bize emr’olunduğu gibi.
            Ülkemizdeki başta Kızılay olmak üzere nice yardım kuruluşu, dünyanın her tarafına, yaşanan felâketler sonucu zor duruma düşen ülkelerin insanlarına anında yardıma koşuyorsa, bu biz Türklerin asil bir haslete sahip olmamız, yardımseverliğimiz ve büyük devlet olduğumuzdandır. Bir Türk insanı bundan ancak gurur duymalıdır. Başbakan’a veya onun partisine muhalefet veya düşmanlık edenlerin böyle insani yardım projelerine karşı olmalarını anlamak gerçekten zor. Demek ki, bazılarının misafirperverlik anlayışı bu kadar kıt. Masumlara bu millet her zaman el uzatmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik zirvesi hemen toplandı, devlet adına sürdürülecek strateji belirlenecek, gereken yapılacaktır kararı insanımızı az da olsa yatıştırdı. Bundan halkımızın kuşkusu olmaması gerekir. Ayrıca, CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu tam bir devlet adamı ciddiyetiyle, partisinin birlik beraberlik ve suhuletle hareket edilmesi yönündeki açıklamaları zor zamanlarda nasıl bütünleşebildiğimizin bir kanıtıdır. Aynı minvalde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da müsbet ve itidalli görüşlerini dile getirdi. Yegâne çatlak ses hiç ummadığımız, her zaman takdir ettiğimiz birinden çıktı.
            Şamil Tayyar, bu bir savaş ilânınıdır şeklinde hayli iddialı ve şahin politikayı benimseyen bir demeci hemen patlattı ama, unutmamalı ki, o artık gazete köşe yazarı değil, milletvekili, hem de iktidar partisine mensup. Loğoğlu gibi söylemler beklenir, devlet adamı ciddiyetiyle tüm siyasetçilerden. Ben de şahsen devletimizin “şahin politikası” sürdürmesinden yanayım. Ayniyle mukabele yani. Fakat, devletimizin sürdürdüğü politika çok ince nüansları gerektiriyor. Bazı şer güçler bizi Suriye’ye müdahale ile batağa sürüklemek istiyorlar. Türkiye, asla bu oyuna gelmeyecektir. Suriye ile 5-6 sene önce yaşanan yalancı bahar bizi aldatmasın. Bebek katili Abdullah Öcalan alçağını yıllarca PKK kampları ile ülkesinde barındıran onlar değil mi? Bugünlerde azan ve canımızı yakan, nice asker ve polisimizi şehit verdiğimiz terör belâsı İran, Suriye, Irak, İsrail destekli değil mi?
            Bundan iki yıl kadar önce ülkemize gelen, Arap ülkelerinden birine mensup bir diplomat aynen şöyle demişti: “BİZ ARAPLAR, OSMANLI’ya YAPTIĞIMIZ İHANETİN CEZASINI ÇEKİYORUZ” İnanınız saygıdeğer okurlarım, bizimle bu yüce devlet ve milletle uğraşanlar, şimdilerde ciğerimizi yakanların akibeti çok kötü olacaktır. Yaşayan görecek. İlginizi çekecek bir olay oldu. Geçmişte, sözüm ona bu kıytırık Suriye devleti ile son olaya benzer bir olay daha yaşamıştık. İbret için anlatmak istiyorum. Asla unutamadım bu hadiseyi. Ölünün ardından konuşmak gibi bir huyum  yoktur.Fakat anlatacağım,hadise ciğerimi öylesine yakmıştı ki; o gün, bugün gibi hatırımdadır. Devletlûlerimizin; bu yaşanan trajik olayı, önemsememe, basiretsizlik, Türkiye gibi büyük bir ülkeye yakışır tarzda davranılmaması gibi yapılan hataları ile.
            Şimdilerde basının yere göre sığdıramadığı Turgut Özal Başbakan’dı. Tarih: 21 Ekim 1989.
            Hatay İlimizin hava sahasında, kendi yurdumuz toprakları üstünde uçan çift motorlu, hani ilâçlama ve yangınlarda kullanılan küçük uçaklar var ya. İşte, o uçaklardan biri, Devletimizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne mensup, üç harita mühendisi ile uçağın pilotu ve yardımcı pilot olmak üzere görev halinde iken bu uçağımız yine bu Suriyeliler tarafından kendi topraklarımıza (Samandağ ilçesi yakınları) düşürülmüştü. Ecevit, Demirel, Özal dönemlerini yaşayanlar gayet iyi hatırlayacaklardır, KINIYORUZ kelimesini. Onların dönemlerinde, siyasilerin diline pelesenk olmuştu adeta, her camımızı yakan olay karşısında söylenen bu sözcük. Kendi semalarımızda, görev yapan ve beş değerli vatan evlâdını şehit verdiğimiz elim bir olay yaşanıyor. Devlet büyükleri Suriye’yi kınıyorlar. Yazıklar olsun, ayniyle mukabele edilmediği için. Meselâ, bu acı olayın hemen akabinde bir savaş uçağımız Suriye’nin önemli bir Askeri Üssüne kazara (!) bir bomba düşürse, Suriye bizi Marko Paşa’ya mı şikâyet edecekti. Basiretsiz, pısırık, olayların örtbas edildiği politikalardan bıkmıştık.
Ayni zât, 1984 yazında PKK’nın yaptığı Eruh baskınında, verilen nice şehide rağmen, Fethiye’nin Göcek Koyu’nun mavi sularında yüzmesini ve sefasını sürdürüyordu. Beyefendi, bırakın Eruh’a gitmeyi, tatilini kesip Ankara’ya dönme zahmetinde bile bulunmamıştı. Tatilini sürdürmüş, pişkince; bunlar münferit olaylar deyip küçümsemişti. Bu yanlış, lâkayt, pısırık politikalar yüzünden otuz yıldır, canavarlaşan PKK ile uğraşan ülkemiz halâ kan kaybediyor. Bir de Başbakan yurt dışında bulunduğu zamanlar bu tür olaylar oluyormuş. Aklı başında denebilecek koca koca adamlar böyle saçma sapan lâflar ediyorlar televizyonlarda. İnsanların akıllarını karıştırıyorlar. Başbakan tatile gitmiyor, ülke yararına görevleri ifa için yanında yüzlerce işadamını da götürüyor. Global dünyada, ülkemizin ürettiği malları satabilecek yeni pazarlar arıyor. Başbakan ve iş alemi. Bunu o saçma tezi savunanlar bilmiyorlar mı?
            Milletimiz, yeri geldiğinde Devletimizin “DEMİR YUMRUĞUNU” hak edenlere indirmesini istiyor.
            Saygılarımla.
{ "vars": { "account": "G-Z2YJHG8WBW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }