GÜNDEM

Kadir Turan Yazdı ; TÜRK SİYASİ TARİHİNDE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMÜN İZLERİ

Tarih ilminin gösterdiği üzere uzun yıllar boyunca belli bir bölgede hüküm sürmüş herhangi bir ideoloji ve bu ideolojinin taraftarları iktidar erkini ele geçirme mücadelesi vermiştir.

Öyle ki yegâne hayat gayeleri bu olup, bunun yanına koydukları bir başka değer ölçüsü olmamış ve dahi görece daha bir kıymet atfedilen din zemininde yükselen ideolojik öğretiler dahi gölgede kalabilmiştir. Tabii iktidar erkini ele geçirme mücadelesi son derece çetin olup bu bağlamda tarafları ve diğer kişi ve grupları maddi ve manevi kayba uğratmıştır. Bu uğurda taraflara mensup kişilerin, gözlerini dahi kırpmadan canlarını feda edebildikleri vâkidir. Böylesi durumlarda yapacağımız doğru analizlerle mantıksal çıkarımlarda bulunabiliriz.

Herkesin bilmesi ve şiar edinmesi gereken düstur, (mensuplarının böyle düşünmemelerine karşın) hiç bir ideoloji ve değer yargısının hakkın ve hakikatin değişmez ölçüsü ve taşıyıcısı olmadığıdır. Hele ki söz konusu fikir ve düşünce yumağı olan ideolojik öğretiler beşeri ise..

Ülkemizi merkeze alarak değerlendirme yapacağımız bu yazımızda toplumsal dönüşüm noktasında nice büyük olaylara gebe olan yakın tarihimizi mütalaa etmeyi son derece gerekli buluyorum. Dinî değerler ve islamî hukuk sisteminin ağırlığında ilerlemiş olan Osmanlı Devleti, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile hukuk, yönetim ve toplum düzeninde Batılı değerlere yaklaştırılmaya çalışılmıştır. Osmanlı'da İlk defa bu reform bildirisiyle başlayan modernleşme hareketi, sırasıyla Islahat Fermanı ve I. Meşrutiyet ile mesafe almış ve değişimler için aranan yumuşak zemin belli ölçüde de olsa mümkün hale gelince, daha radikal adımlar atılmıştır. Tabii biliyoruz ki toplumsal değişim ve dönüşümler için geleneksel ve dinî değerleri bir çırpıda yapı söküme uğratmak bu doğrultuda başarısızlığı getirecektir. Bu bağlamda I. Meşrutiyet ile ilan edilen Kanun-i Esasî'de dini değerlere atıflar yapılmış ve muhtemel bir halk tepkisinin gerçekleşme olasılığı minimize edilerek kontrollü bir politika izlenmiştir. Bu doğrultuda Kanun-i Esasi'nin (1876) bazı maddelerinde İslami vurgular bulunduğuna tanıklık ediyoruz. Örneğin:

-2. maddede: "Devlet-i Osmaniye'nin dini, İslam dinidir" ifadesi yer alır.

- 11. maddede: "Hürriyet-i vicdan" yani vicdan özgürlüğü tanınırken, İslam'ın devlet dini olduğu belirtiliyor.

Kanun-i Esasi, bir yandan modern bir anayasa olma yolunda atılmış bir adımken, diğer yandan İslami unsurları da içeriyordu. Sonraki yıllarda ise Jön Türkler'in sahneye çıkışı, II. Meşrutiyet'in ilanına ve Kanun-i Esasi'nin yeniden yürürlüğe konmasına denk geliyordu. Jön Türkler, II. Abdülhamid'in istibdat yönetimine karşı mücadele eden, Osmanlı'nın modernleşmesini ve anayasal düzene geçişini savunan bir gruptu. Aynı Jön Türkler modernleşme ve milliyetçilik fikirlerini yayarak cumhuriyet ideolojisinin de temelini inşa etmiş ve sonrasında gerçekleştirilen inkilaplarla toplumsal değişim ve dönüşümün zeminini oluşturmuşlardır.

Tanzimatla başlayan batılılaşma süreci ve toplumsal dönüşümler merhalesi cumhuriyet devrimleriyle zirveye ulaşmış ve gerektiğinde zor kullanılarak yeni bir toplumsal doku oluşturulması amaçlanmıştır. Söz gelimi kılık kıyafet devrimi ve şapka kanununun çıkarıldığı dönemlerde halkın direnişiyle karşılaşılmış ve bu direnç zor kullanılarak bertaraf edilmiştir. Takvimler 1928 yılını gösterdiğine ise daha keskin bir tavırla anayasadan "devletin dini İslam'dır." maddesi çıkartılarak değişim ve dönüşümle ulaşılmak istenen toplumsal yapının yönü net bir şekilde din dışı bir yöne evrilmiştir. Cumhuriyetin ilanından 1946'da çok partili hayata değin geçen süreçte dini değerlerin ağırlığında şekil almış olan toplumsal doku, gerektiğinde manipülasyon ve medya unsuruyla, muhtelif gösteriler ve lâik bayramlarla, (29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı bu bağlamda değerlendirilmelidir.) gerektiğinde ise zor kullanılarak dönüştürülmeye çalışılmış ve yeni sosyolojik düzenin inşası için gayret edilmiştir. 1946'da Demokrat Partinin kurulması ve çok partili hayata geçilmesiyle yükselen muhalif (din ekseninde toplumsal ve kamusal düzen oluşturulmasını arzu eden gruplar) sesler takvimler 27 Mayıs 1960'ı gösterdiğinde Menderes Hükümetine yapılan askerî darbeyle susturulmuş ve dönemin başbakanı Adnan Menderes ve diğer idarecilerden Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilerek yükselen irtica sesleri son derece keskin ve net bir şekilde bastırılmıştır.

Toplumsal dönüşümler her daim zor ve sancılı olagelmiştir. Türkiye özelinde kritiğini yaptığımızda ise dini değerlerle örülmüş toplumsal yapı asırlarca bu topraklarda kök salmıştır. Ne kadar neşter vurmaya çalışıldıysa da dinini vicdanına hapsetmeyen halk darbelere aldırış etmemiş ve yine yeniden ideolojik olarak dini değerleri benimseyen siyasalları iktidara getirmeye başarmıştır. 27 Mayıs 1960 darbesini izleyen yıllarda dile getirdiğimiz gibi halk, dini duyarlılığını artırmış ve bunu sosyal hayata ve siyasiler eliyle kamusal hayata aksettirmiştir. Durum böyle olsa da laik ve seküler kutuptaki taraf ısrarlı bir şekilde toplumsal dönüşüm konusunda diretmiş ve gerektiğinde çekinmeden askeri darbeye başvurmuştur. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997'deki post-modern darbelerini bu minvalde değerlendirmemek için hiçbir sebep yok.

Takvim yaprakları 2002'nin Kasım ayını gösterirken yapılan seçimlerde iktidara gelen AK Parti hükümeti ilk yıllarda son derece mutedil bir dil ve eylem politikası izleyerek devletin görece önemli kademelerinde sadakat temelli bir yapı oluşturmayı başardı. Buradaki nihaî gayenin dini değerlere bağlı toplum ve kamusal hayat oluşturmak olduğu bârizdi. Yıllar ilerledikçe AKP hükümeti devletin önemli kurumlarındaki ağırlığını arttırırken, akıllara 'acaba tekrar bir darbe girişimi olur mu?' sorusu gelmiyor değildi. 15 Temmuz 2016'da laik-seküler cenahın okyanus ötesindeki uzantıları marifetiyle girişilen darbe girişimi, cuntacılardan çok çekmiş olan bu milletin "dur" engeline takıldı. Tank, top ve tüfeklere bedenini siper eden toplum tabanı yeni bir darbe girişimine izin vermedi. ( 15 Temmuz için bir çok şey söylenebilir. Fakat bunlar spekülasyon olup bu yazının asıl konusu da değildir.) 15 Temmuz darbe girişiminden halkının tamamının desteğiyle çıkan AKP hükümeti bu süreçte daha da güçlendi. Şimdilerde toplumsal ve kamusal hayatta daha fazla izlerine rastladığımız dini motifler ve izler gelecek yıllarda etkisini artırarak devam edeceğe benziyor.

Hakikat kimsenin tekelinde değildir. Hakikat ne laik-seküler cenahın tekelinde ne de siyaset sahasında Kuran'ı eline alıp sallayanların tekelindedir. Öyle ki hakikat bütün açıklığı ile ortadadır. Hangi ideoloji ki ölüm gerçeğini ve öteki dünyanın, ahiret hayatının varlığını merkeze alarak bir toplumsal düzen inşa etmeyi gaye ediniyor, kanaatimce hakikat odur. Çalışanlar bunun için çalışsınlar.

Saygı ve hürmetlerimle...

{ "vars": { "account": "G-Z2YJHG8WBW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }