Çiftçiler, şirketlerin belirlediği düşük fiyatlar nedeniyle üretimden vazgeçtiklerini, fabrikaların ise Adana ve Antalya’dan getirdikleri ürünlerle çalışmayı sürdürdüğünü öne sürdü.
*NURCAN ETİK/YENİGÜN* Ödemişli ve Tireli çiftçiler bölgede yıllardır Öncü ve Doğuş Çay’a ait salça fabrikaları bulunmasına rağmen salçalık domates ve biber ekiminin neredeyse hiç kalmadığını belirtti. Yaklaşık 25 yıl önce salçalık domates ve biber için alıcı sayısının fazla olduğunu, iyi ürünleri alabilmek için alıcıların birbiriyle rekabet ettiğini, çiftçinin de bu sayede iyi kazandığını anlatan üreticiler, “Sonra fabrikalar geldi. Öyle bir tekelleştiler ki, fiyatları belirlemenin de ötesinde bölgedeki ürünü de bitirdiler” diye savundu. Öte yandan şirketlerin belirlediği düşük fiyatlar nedeniyle çiftçilerin yıllar içinde domates ve biber ekmekten vazgeçtiğini belirten üreticiler, bölgede aktif çalışan salça fabrikalarının Adana ve Antalya’dan domates ve biber getirdiğini öne sürdü. Kahrat Muhtarı Mehmet Kuray Kuru, “Hammadde yoksa fabrikayı ne yapacaksın ki?” diye sorarken, fabrikaların hammaddeye yakın kurulması mantığının bölgede tersine döndüğünü ifade etti. Kuru, Ödemiş ve Tire’de yaşananları “Tekelleşmenin en çarpıcı ve somut örneği” olarak tanımladı. “Fabrika, geldiği bölgenin ürününü bitiriyor ama bölgede çalışmaya devam ediyor, bir bakıyoruz ki Antalya’dan, Adana’dan ürün getiriyor” diyen Tireli genç bir üretici ise, fiyatları devletin belirlediği, şirketlerin denetlendiği ve fabrikaların ürünleri bulunduğu bölgeden almaya zorunlu tutulduğu bir sözleşme modelinin hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.
“Fiyatı düşürdükçe düşürüyor”
İsmini vermek istemeyen Tireli genç bir üretici, “Bölgede artık hiç kimse salçalık domates veya biber ekmiyor” dedi. “Bu bölgede salça fabrikası olmasına rağmen, şirketlerin belirlediği düşük fiyatlar nedeniyle herkes domates ve biber ekmeyi bıraktı” diyen üretici, “Ama fabrika hâlâ burada çalışıyor. Bir bakıyoruz Antalya’daki seralardan domates geliyor, Adana’dan biber getiriyor” iddialarında bulundu. Duruma tepkili olduklarını ifade eden genç üretici, “Bütün fabrikalar, işçi SGK’sından olsun, KDV’sinden veya herhangi bir projesinden illaki destekleme alıyordur. Bir fabrikada işçi çalıştırıyor diye devletten destek alıyorsa, buradaki çiftçiye de sözleşme yapması lazım. Fiyatı devletin belirlediği ve ürünleri fabrikanın bulunduğu bölgeden almaya yönelik bir sözleşme yapılması lazım” dedi. “Fabrika, geldiği bölgenin ürününü bitiriyor” ifadelerini kullanan üretici, “Öyle bir tekelleşiyor ki, fiyatı aşağıya çektikçe çekiyor, belirlediği fiyat üreticinin işçi, elektrik, su, mazot, gübre, ilaç parasını bile karşılayamaz hale geliyor. Bölgedeki insanlar da artık ektiği o üründen vazgeçmek zorunda kalıyor. Ödemiş ve Tire’de olduğu gibi” diye konuştu.
“Sevinmiştik ama gerçek 3 yılda ortaya çıktı”
Yaklaşık 25 yıl önce domates ve kapya biberin yüksek gelir kazandırdığını belirten Ödemişli A.E., “Alıcılar birbiriyle rekabet ediyor, en yüksek fiyatı vermek için sıraya giriyorlardı. Fabrika yokken dışardan en az 30 alıcı geliyordu. Her biri iyi domatesleri ve biberleri alabilmek için zam yapmak zorunda kalıyordu. Fabrika bir geldi, burada her şey bitti. Hani 5 kişi bir oturuyorlar, ‘bu bölge senin, o bölge benim, fiyatı istediğimizin gibi koyalım’ diyorlar. Çiftçinin kazancı da gideri de kimsenin umurunda değil” ifadelerini kullandı. Öte yandan fabrikalar bölgeye ilk geldiğinde olumlu düşüncelere sahip olduklarını belirten A.E., “Hepimiz sevinmiştik. Ürünümüz ne olursa olsun tarlada kalmayacak, uzağa götürmek zorunda değiliz, artık garantili bir alım olacak diye düşünmüştük. Aslında işin hiç öyle olmadığı 2-3 yıl sonrasında anlaşılmaya başlanmıştı. Fiyatlar düştükçe düştü ama mecbur ekiyorsun, çünkü bildiğin şeyi hemen değiştiremiyorsun, umut ediyorsun. Neredeyse 15 yıl bu iş böyle sürdü. Sonunda insanlar artık hiç ekmemeye başladı” dedi.
“Tekelleşmenin en çarpıcı ve somut örneği”
Tire’nin Kahrat köyü muhtarı Mehmet Kuray Kuru; Ödemiş, Tire, Bayındır, Kiraz, Beydağ’ı kapsayan Küçük Menderes’in doğusunda, geçmişten bu yana üretim deseninin farklılaşmasına dikkat çekti. Kuru, geçmişte tütün ve pamuk gibi endüstri bitkilerinin bolca ekildiğini, domates ve biber gibi gıda ürünlerinin ise daha az ekildiği için daha yüksek gelir getirdiğini belirtti. “Pamuk alımı bitince insanlar mecburen ya hayvancılığa başladı ya da gıda ürünlerini daha çok ekti” diyen Kuru, “İlk zamanlar hem domates hem biber için dışarıdan çok alıcı gelirdi. Çiftçi de alıcılar arası rekabet olduğu için kazanıyordu. Ancak fabrikalar geldi ve yıllar sonra çok açık bir şekilde görüldüğü gibi üretimi bitirdi” ifadelerini kullandı. Kuru, “Bu tekelleşmenin en çarpıcı ve somut örneği. Fiyatları belirlemenin ötesinde bölgedeki domates ve biber üretimini de bitirdiler. Doğal olarak bir süre sonra insanlar karpuz, salatalık gibi ürünleri daha çok ekmeye başladı, bu kez de orada üretim arttığı için o ürünler parasını etmemeye başladı. Böylesine zincirleme bir felaket…” diye konuştu.
Normal şartlarda fabrikaların hammaddeye yakın yere kurulma mantığının artık tersine döndüğünü ifade eden Kuru, “Şimdi bu fabrika Adana’dan ve Antalya’dan gelen ürünlerle çalışıyor. Hammadde yoksa fabrikayı ne yapacaksın ki? Mazotun bu kadar pahalı olduğu bir dönemde dışarıdan ürün getirmek ne kadar mantıklı bilmiyoruz. Taşımaya vereceği parayı buradaki üreticiyi teşvik etmek için verse hammaddeyi yakınından alacak zaten. Artık Antalya’daki, Adana’daki üreticilerden o kadar mı ucuza alıyorlar da bu daha çok işlerine geliyor, onu bilemiyoruz” dedi.