“Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez.” 

VİCTOR HUGO

Yolculuk ederken, yolda yürürken, sahilde, otobüste, trende veya herhangi bir yerde, bir kaç dakikanızı ayırıp etrafınızı seyredin, insanlar neler yapıyor, nelerle uğraşıyorlar diye. Elindeki kitabının derinliklerine dalmış kaç tane insana rastlayacaksınız? Sonra da kendi kendinize sorun neden kitap okuma alışkanlığımız bu kadar sınırlı, neredeyse yok diye?

Okumak bir alışkanlıktır ve küçük yaşlardan itibaren oluşur. Sonradan kazanılan bir şey değildir, fakat oldukça da zordur. Çünkü ilerleyen yaşlarda insanın nefsiyle mücadelesi de devreye girer ki çoğu zaman yenik düştüğümüz nefis yine galip gelir kitap okuma konusunda da, tıpkı sigarayı bırakma girişimlerimizde veya diyet uygulamalarımızda olduğu gibi. Hani gün sayarız ‘tam 6 gün 7 saat oldu ağzıma sigara almadım’ diye kendimizden çok emin, galibiyetin verdiği gururlu bir eda ile. Oysa galip gelen nefsimiz olmuştur. Bizi köşeye sıkıştırmış karşımıza da geçmiş düştüğümüz halimize gülüyordur.

Evet, okumadan konuşmanın olamayacağı söylense de, ne gariptir ki biz bu işi de iyi kıvırmışız. Okuma alışkanlığımız olmasa ve okumasak da konuşmayı çok seviyor ve aslında çok iyi beceriyoruz da. Fakat bu beceride altı çizilmesi gereken nokta, gelişmiş yanımızın kalabalık içinde konuşabilme becerisi olduğudur. Bir kitleye hitap etmek değil, kalabalıklar arasında cılızca sesini duyurmaya çalışmaktır. Oysa ki, toplulukları sürükleyen, etki bırakan konuşma tipi birikim isteyen, okumayı gerektirendir. Bu da okuma alışkanlığı ile doğru orantılıdır.

Okuma alışkanlığı kazandırabilmenin en güzel mekanlarından birisi de kütüphanelerdir. “Vizontele Tuba” filminin de konusu olan “kütüphane”.  :D Toplumuzda yıllarca unutulmuş hayati bir mesele orada da sonradan gündeme geliyor. Hatta kütüphane kurulması gündeme geldiğinde Sayın Belediye Reisi’nin ifadesi çok ilginç olmakla beraber bir gerçeği de yansıtır izleyenlere. “Bu güne kadar kütüphane kelimesi hiç sohbetlerimize bile konu olmamıştır ama…”. İşte uzun yolun başlangıcı.

 

Kütüphane bir kültür, bir yaşam biçimi, hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmalı, onsuz yapamamalıyız. Değil mi ki bize okuma alışkanlığı kazandıracak, okumayı sevdirecek, okuyan, yazan toplum oluşturacak. Her yaştaki insanımıza hitap edecek ve hele de küçük yaşlardan itibaren başlatacak girişimlerine. Belki zaman da alacak fakat bir yerlerden de başlanması gerekecek.

Benim çocukluğumda da eski belediye binasının altında ve İlçe Milli Eğitim’in bulunduğu yerde kütüphane vardı. Belediye’nin orada ki kütüphane bize daha soğuk ve kasvetli geldiği için İlçe Milli Eğitimin orda ki kütüphaneye giderdik. Kütüphanede sessizlik en önemli kuraldı. Onun dışında da başka bir şey hatırlamıyorum. Görevliler oldukça katıydı ve biz bir şey istemeye korkardık. Çocuk olduğumuzdan çok uzun süre kitap okumaya dayanamaz hemen yaramazlığa başlardık, birbirimize bakıp gülerdik, zar zor kitap okumamızı bitirip, hemen parka gitmeye çalışırdık. Kütüphanenin her tarafı dolap, dolapların hepsi de kitaplarla doluydu, bize göre olan kitapları aramaya çalışırdık ya da görevlilerden yardım isterdik. O da bildiğimiz kadarıyla. Tüm kitaplar aynı düzendeydi, evet diğer kitaplardan ayrılmıştı çocuk kitapları ama yine de bulmaya zorlanırdık. Çocuklar için cezbedici görüntüler yoktu. Sınıf öğretmenimiz her hafta bizim ne kadar kitap okuduğumuzu sürekli takip etmeye çalışırdı.

 

“Ağaç yaş iken eğilir” kavramını çok iyi özümsendiği görülüyor Amerikan toplumunda. Hayatta kendilerine örnek olacak birçok özellikliği çocuk yaşlarda kazanıyorlar. Alışkanlıkları oluyor kazanımları artık ilerleyen yaşlarında onlara, hayatlarına yön veren, hayatı daha da anlamlı kılan.

Çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırmanın da sınırını çocukluk olarak belirlemişler. Çocuk yaşta kitapla dost olmak, onların insanların vazgeçilmezleri olduğu işleniyor. Mekan olarak da her yerleşim yerinde mutlaka bir veya birkaç tane bulunan “Halk Kütüphaneleri” seçilmiş.

Çocuklar için adeta bir çocuk parkını andıran çocuk bölümüyle ilgi odağı haline gelmesi çok iyi planlanmış. Bu bölüm sırf yumurcaklar için düzenlenmiş; küçük tabureler, oyuncaklar, ilginç tablolar, resimli kitaplar, çizgi film kahramanlarının kitapları, videoları veya DVD’leri. Küçüklerin dünyasına girmenin çok iyi başarıldığı, onları kitaplardan kurulu gizemli dünyanın içerisine çekilebildiği mekanlar olmuş kütüphaneler. Birbirinden ilginç ve çekici etkinlikleri ise ayrı bir hava katmış. Mesela ‘Story time’lar her yaştaki çocuklar için ayrı ayrı seanslar halinde haftanın değişik zamanlarında planlanmış. Küçük yaştakilerin programlarının (özellikle 2 yaş) zorluğunu çocuğu olanlar daha iyi anlar sanırım. O küçük yumurcaklara kitap okuyan ve şekilden şekle girerek onların ilgilerini çekmeye çalışan görevlilerin durumu. Hiç yılmadan ve büyük bir zevkle karşılarındaki çocukların birbirinden ilginç isteklerine rağmen işlerine devam etmeleri. Buna adanmışlık denilebilir mi bilemem.

Sadece çocuklara has değil tabii bu durum, bugünün yetişkinleri de geçmişte kazandıkları alışkanlıklarını devam ettirmek durumundalar, aksi takdirde nefislerine yenik düşme tehlikesiyle her zaman karşı karşıyalar. Amerika’da ki halk kütüphanelerinde yetişkinler de unutulmamış, onlara da kitaplarla dostluk adına kurmuş oldukları birlikteliğin devamı için her türlü imkan sağlanmış. Kitabını alıp kitap okuma köşesindeki lüks koltuklarda kahvesini yudumlarken tadına doyum olmayacak dakikalar geçirebildiği gibi, sınırsız kitap alıp kendince oluşturacağı bir mekanda da o zevki tatma imkan sunuluyor. İnternet imkanının yanında, ister eğitim, ister belgelerle, istersen de film video CDleri veya DVD’ BLU-RAY’leriyle buluşturabiliyor insan. Kısacası kendisinin ziyareti cazip hale getirebiliyor hani aynı bir kafede dörtlüyü tamamlayıp da okey oynamanın cazibesi gibi.

Böyle bir ortamda yetişmiş insanın ilerleyen yaşında da hala cazibesini koruyan bu mekanlara gitmesi, toplumda her tarafta elinde kitap okuyan insan manzaralarını karşımıza getiriyor. İşin perde arkasında, onlara okumayı sevdiren ve okuma alışkanlığını kazandıran gerçeklerden birisi ve belki de en önemlisi de “Halk Kütüphaneleri”.