Giyim Sanayi ve dolayısıyla Tekstil son yıllarda ülkemizde altın çağını yaşıyor, nazar değmesin. Böyle dedik de bunca dünya markası çıkaran erkek giyim konusunda acaba insanımız, bu klâs kreasyonları  (Türkçesini bilemedim) yeterince değerlendiriyor mu? Ben bu kanaatte değilim. Anlatacağım efendim.

 

Erkek kısmının iyi giyineninden önce nasıl giyindiğini bir ele alalım. Meret olası kot pantolonun da modasını bir türlü sonlandıramadılar.

 

İnsanoğlu, kendisine kot pantolonun verdiği rahatsızlığını bir türlü kabullenemedi. Çok rahat! Deyip kıçlarından bir türlü çıkaramadılar. Yerde oturmak zorunda kaldıkları ortamlarda görüyoruz onları, ayaklarını ne yapacaklarını bilemiyorlar. Uzatsalar saygısızlık olacak (bu saygı ile ilgili başka bir yazı yazmak istiyorum aslında, gençlerin ve orta yaş kuşağının fincancı katırlarını ürkütmekten de çekiniyorum), ayaklarının altına alsalar, apış arasından cart diye sökülecek, çünkü akıl almaz derecede dar giyiyorlar. Bir de camide görüyorum, nasıl rahatsız olduklarını, ama yine de vazgeçemiyorlar.

 

Allah uzun ömür versin, kot pantolon giyen bizim yaşa yakın biri var, maşallah kilolu da. Ne oturmasını biliyor, ne de ayaklarını koyacak yeri. Oysa hali vakti yerinde insanlar dediklerim. Kardeşim şıkır şıkır kumaşlardan dikilmiş enfes takım elbiseleri almanız için; ellerinizde tutup ben mi götüreyim Ejder’in, Sofu’nun, Çobanoğlu’nun mekânına veya Mena’ya? O, rahat rahat, her mevsimde giyilebilecek, özellikle bizim bölgemiz gibi ılıman iklimin giysilerini bankacı genç delikanlılar (Memduh, yıllardır) tercih ediyorlar. Onları, özellikle öğle tatillerinde Gazi Caddesi ve aralardaki sokaklarda bulunan çay ocaklarının önündeki rahatsız taburelerde, öğle yemeği sonrası kahvelerini yudumlarken gördükçe içimden bir ah! Çekip gençliğimi hatırlıyorum. Refah seviyesi bu günkü kadar değildi elbet ama yine de yakışacak bir şeyler buluyorduk. Takım elbisenin her devirde koyu rengi makbuldür. Öyle açık mavi falan giyen oluyordu ama, ağır abi raconuna uymuyordu.

 

Kravat olmazsa olmazımızdı. Gömleklerimizi evdeki eşlerimiz kolalardı (yaka ve kol). O dönem kısa sürdü. Ama ütü eşlerin beylerine olan itinaları gibi gelirdi bana. Bir arkadaşımın gardırobunu görmüştüm, on’dan fazla pantolon, yine çok sayıda gıcır gıcır ütülenmiş gömlek; çalışan hanımının özenine şaşmıştım. Benim de o kadar olmasa da her zaman alternatif giyeceğim olurdu eşim sayesinde.

 

Kol düğmeli gömlekler o zaman da, şimdilerde yeniden piyasaya sürüldüğü gibi moda idi. Genç ve giyinmeyi sevenler, mutlaka kol düğmeli gömlek tercihinde bulunurlardı. Fazla kol düğmemiz olmazdı belki ama (zenginler müstesna elbette) yetinirdik.

 

 

Çok iyi giyinen kalburüstü Ödemiş insanı, mutlaka İngiliz Kumaşını tercih eder, özel terzisine diktirirlerdi. Önemli terzilerimiz; Tüccar-Terzi Süreyya (Alev Coşkun ağabeyin babası), Beyoğlu Terzisi Ali Dural, Terzi Arif (diş Dr. Dündar Yarış’ın babası), Terzi Sadık, Terzi Emin İlgüy, Nuri Andaç, Şaban Karaoğlu, Mehmet Şengün, Süleyman Çevrim, Terzi Yusuf v.s. Tanıdığım birkaç büyüğümün, bu kumaşlardan birkaç takımlık aldığını bilirdim.

 

Çok iyi giyinen; gençliğimin büyüklerini şöyle bir hatırlayacak olursak; Ratip Köymen başta gelir. Bizim Eczane’nin dükkân sahibi idi. Eczane kendisine ait otelin (Köymen Palas, şimdiki Dinç Otel) altında olduğu için, oteldeki yazıhanesinden hava almak için çıktığında yanıma gelir, şimdilerde gençlerde pek rastlamadığım (ki; 30 lu yaşlarda idim) kaliteli sohbetler yapardık. Kültürlü, muhterem bir zat idi. Otelin karşısında tapu takip işleri yapan bir ağabeyimiz vardı. 1.90 boyunda, Hulusi Kentmen heybetinde her gün traş olan, giydiği ayakkabıların derisini özel İzmir’e gider, tabakhaneleri dolaşarak alır gelirdi. Babam ayakkabıcı idi. Böyle birkaç özel müşterisi vardı, ayakkabı kalıpları da şahıslarına ait özeldi. Hamamcı Hamza Bey de iyi giyinir ayakkabısını babam dikerdi.

 

Savcı Kaya Bey (Özarpak) vardı, Eczacı Füsun Hanım’ın beyi (Yeni Ölçer Eczanesi, şimdiki Balıkçıoğlu Eczanesinin yerinde), Kaya Beyin giyimine bayılırdım. Orta boylu kişilerdi Kaya Bey ve Ratip Amca (Köymen) sanki onlara daha fazla yakışıyordu giyim tarzı. Şimdi soracaksınız, spor giyinen yok muydu? diye. Olmaz olur mu? Matbaacı Ayhan Arkant (gençliğinde Altınova futbol takımının kalecisi idi) Tabelâcı keçi Muhittin, spor ama klâs giyinirlerdi. Muhittin abi papyon takardı, onu papyonsuz göremezdiniz. Muhasebeci Fikri Gültekin ağabey vardı o da spor giyimi severdi. Muzaffer Gönen ağabey de güzel giyinirdi. Doktorlardan iyi giyinen olarak bir zamanlar için Lâtif ağabeyi gösterebilirim. Günümüz Genç Doktorları da iyi giyiniyorlar. Eczacılardan; Baki Balıkçıoğlu kardeşim, bir de sevgili dostum Mümtaz Ediz’i iyi giyinenler arasında gösterebiliriz. Bizim Ödemiş esnafı kusura bakmasınlar iyi giyinmiyorlar! Mutlu’dan çok ümitli idim çok güzel giyiniyordu. İş yerine de harika yakışmıştı. Sarar’ı bırakıp gitti besici oldu. Hayatta bu kadar tenakuz anca olur. Mutlu’nun düğününde giydiği bordo yeleği yıllardır unutamadım. Tire esnafının giyimine eskiden beri hayranımdır. (Kadir’im! kulakların çınlasın)

 

Şimdi de konu ile ilgili olduğuna inandığım farklı bir hususa değineceğim. Yukarıda isimlerini saydığım giyim mağazası sahibi evlâtlarım, takıldığım konularda ve aşağıda dile getireceğim hususlardan söylediklerimde yanılıyorsam, lütfen beni aydınlatsınlar. Giyim Sanayii kumaşlardan çalıyor mu? Kelime belki ağır ama başkasını bulamadım.

 

Benim fikrim, kumaştan çalıyorlar kardeşim. Krovöze (inşallah doğru yazmışımdır, zira bu konuda takipçilerim var, güvendiğinden Yerel Güç’teki Sevgili Editörüm Dilek, yazılarımı okumadan da gazeteye rahatça koyar, ama geç de olsa her yazımı okur.)

 

Bu kadar dar pantolon ceket modası, sessiz sinema döneminin komedi artistlerinde görülürdü. Bir de bel altı modası çıkardılar, maksat daha az kumaştan yapmak, elbiseyi. Erkek adam bel altı çalışmaz! Oysa… Geçelim. Yelek modasını kaldırdılar. Ceketlerin yakalarını da olabildiğince küçülttüler, tabii kumaş gidecek! Yelek, kişiye farklı bir yakışıklılık katan en önemli aksesuarlardandı. Neredeyse unutturdular. Bel altı pantolonu anlayabilmiş değilim. Yalnız gençlerin değil, hemen her yaş gurubunun giydiği pantolonları kıçlarından neredeyse düşecek.  Bu tarzı, gençler ve orta yaşlılar nasıl ve niçin tercih ederler biri bana söylesin. Hele kot pantolonların bel altılarını giyenlerin rahatsızlığı, karşısındakini de etkiliyor gibi durmuyor mu?

 

Yalnız bunlar mı elbette değil. Bir erkeğin çorabının üstünden kıllı bacağı görünürse kıroluk olarak vasıflandırılırdı eskiden. Oysa şimdi patik gibi koncu hiç olmayan (özellikle de beyaz renk) çorap giyen gençler ve hâlâ kendini bunu giyerse genç sanılacak yaşlı gurubu ile kıllı bacaklarını göstermeyi pek seven orta yaş ve üstü de modaya uydu.

 

Hele Ödemiş, Tire, Bayındır vb. ova şehirlerinde, Gölcük, Bozdağ gibi yaylalarda, denizde imişçesine şortla dolaşan orta yaş ve üstü var ki; (gençlere sözüm yok) o malûm çoraplardan da giyiyorlar. Ayakkabı desen giyilmez oldu. Az kimsede spor ayakkabı var. Terlik tercihi (tabii çorapsız) de sanki moda. N’oldu bu topluma kardeşim? Rahat ediyorum ayaklarıyla erkekliğin karizmasını yerle bir ettiler. Oysa bir keten veya pamuk kumaştan pantolon tiril tiril giyilmez mi yaz gününde. Bayram da geliyor. Ödemiş’in kalite mağazaları sizi bekliyor beyler. Hem güzel yakışıklı giyinmiş olun, hem ekonomiye faydanız dokunsun.  O, kot pantolonun içinde, giyenlerin, apış araları havasızlıktan sürk olmuyor mu acaba?

 

Saygılarımla.