Türkiye’nin gündemi o kadar sık değişiyor ki; yetişmek, bizler gibi haftanın bir veya iki günü yazma şansı olanlar için konular hemen güncelliğini kaybediyor, tabir caizse bayatlıyor. Böyle bir konuyu çok istememize rağmen bazen yazamıyoruz. Bu yazımla bir istisna yapıp, hayli gecikmiş bir konuyu ele alacağım. Başlıktan da anlamışsınızdır.
Bir müddet önce, Türkiye’nin başını yüz yıldır ağrıtan ve gelecek kuşaklarımıza da devam edeceği görülen Kürt Vaka’sının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki temsilcisi Sırrı Sakık, bu vatanın sahipleri hakkında ipe sapa gelmez laflar etti. Hatırlayacaksınız Rumeli’den gelen Türkler ve Kafkasya’dan gelen Çerkeslere, kopası dilini uzattı. Rumeli kısmına geçtiğimiz haftalarda bir yazımla cevap vermiştim. Zaten yazılarımın uzunluğundan şikâyet ediliyor. Bir de Çerkes yönüne gireydim. O yazıda gazetemin yaşaması için gerekli ilanlara yer kalmayacaktı! Zaten Milli Mücadele Kahramanları’ndan Çerkes Ethem ile ilgili bir yazı hazırlığım öncesi, bazı tarihçilerin notlarını almıştım. Bu yazımın devamında zikredeceğim. Yazım tabii ki uzayacak okuma sabrınız için peşinen teşekkürü borç bilirim.
Çerkeslerle ilk tanışmam 1946–47 yıllarında çocukken oldu. Babam ihtiyat askeri olarak (İkinci Dünya Savaşı sebebiyle Seferberlik Kanunu gereği ikinci kez (1939–40) askere alındığında) İlkkurşun (eski adı Hacı İlyas) Köyü’nün gençleriyle aynı birlikte görev yapmışlar. Terhislerini müteakip, dostlukları hep sürdü. Biz de o yıllardan beri bu güzel insanlarla hep kardeş gibi olduk. Hatta Rahmetli Yakup Duyan Ağabey; oğlum Mümtaz’ı ilk okul çağında, yazın İlkkurşun’da misafir ederek, Çerkesce öğretmek istemişti de biz bir gün dahi ayrılığa kıyamadığımız için göndermemiştik. Sonraki yıllarda (1965 sonrası) eczane müşterilerim Ertuğrul Köyü’nün Çerkeslerinden de nice dostlarım oldu. Rahmeti Rahman’a uğurladıklarımıza rahmet, yaşayanlara sağlıklı ömürler diliyorum.
Kimler yoktu ki… Doktor namıyla maruf amcanın adını hatırlayamadım. Oğulları Yakup, Yaşar, Cemal ve Refik ile kızı Şehizar Yaradan’a kavuştular. Şadiye, Şehide sağlar. Doktor amca çok enteresan bir kişiliğe sahipti. Doktor lakabı askerde sıhhiye eri imiş oradan geliyor. Kendisi mugallid (esprili, taklitçi) güler yüzlü dini bilgisi mükemmel bilge bir zat idi. Harun amca vardı, askeri tatbikatlarda top mermilerinden olacak, kulakları az duyardı. Karşısında bağırılarak konuşulduğundan çeşitli espriler yapardı, elindeymiş gibi bu özrünü kapatırcasına.
Öğretmen Ali Bey vardı, emekli Ödemiş Milli Eğitim Müdürü Tuncer Demir kardeşimin babası. Bütün Muhtarları da bilirdim ama ne yazık ki isim hafızam çok zayıfladı. Tuncer sonraları bizim aileye damat oldu. Allah nazardan korusun nadide iki kızı da mühendis. Düğünlerde Çerkes kültürünü yaşatır sergilerler hep. Çerkes dilini de mükemmel konuşurlar. Kürtlerin bu vatan insanına çektirdiği gibi Ana Dilde Eğitim ve diğer bitip tükenmek bilmeyen istekleri gibi talepleri hiç olmamıştır Çerkeslerin. Onlar öz be öz Türk olduklarının, bir Türk Kavmi’ni sürdürdüklerinin hep bilinci içindedirler. Kültürlerini hem içlerinde yaşatır, hem de bu yurdum insanı ile paylaşırlar.
Ertuğrul Köyü Çerkeslerini şöyle gözümün önünden geçirirken, sizlerle paylaşmak isterim. Mezarbaşı Taksi Çerkes Kamil, ağabeyi rahmetli İsmet. Rahmetli Kardeşim Metin Uygun (kızı Zühal Ödemiş Devlet Hastanesi’nde memur.) Ecevitçi Muhtar Hasan Tanrıkulu. Şimdiki Muhtar Ali Özen’in ağabeyi eski muhtar Ömer Özen. Kırık-çıkık bakardı. Anadolu’nun hemen her yerinden hastalar Ertuğrul’a şifa aramaya gelirlerdi. Para almazdı, çok becerikliydi. Bir de rahmetli eski Muhtar Ahmet Aslan vardı, fötr şapkası ve iri göbeği ile tam bir politikacıydı. Bizim şoför Kamil’in sülalesi ile geçinemezdi. Kamiller halkçı, bizim rahmetli muhtar Ahmet Aslan iflah olmaz Demirelci idi. Hey gidi…
ÇERKES ETHEM
Bu yazı için Tarihçi Cemal Kutay’ın “Çerkes Ethem Dosyası” ve Kazım Karabekir Paşa’nın Hatıraları’ndan yararlandım. Türkiye’mizi olduğu kadar, bölgemizi de ilgilendirdiği için, hakkı yenmiş bu vatansever kişiyi önemsediğimden yazıyorum.
İzmir ve Ege Bölgesi’nin işgalinden sonra; Rauf (Orbay) Bey, Topçuoğlu Nazmi Bey, Yanice Kaymakamı İbrahim Süreyya Bey, Kolağası Osman Tufan ve Paşaverli Abdurrahman Bey Bandırma’ya gelirler. Amaçları; Çerkes Ethem’in Manyas’daki ailesiyle görüşmek, Milli Kurtuluş Hareketi’nin teşkilatlanmasına el vermesini istemektir. Rauf Bey ve Reşit, Tevfik ve Ethem Beyler, Teşkilat’ı-Mahsusa (İstihbarat Teşkilatı, şimdiki MİT)’nın eski reisi Kuşcubaşı Eşref Bey’in çiftliğinde toplanırlar. Milli Direniş Kuvveti oluşturulmasına karar verilir.
Çerkes Ethem Bey 26 Haziran 1919 tarihinde Gönen ve Balıkesir Kirmasti (Mustafakemalpaşa), Bandırma ve Bursa’da tanıdığı Çerkes ileri gelenlerine haber salar. Silahlı Atlılar kopup gelirler bu değerli insanın lafını ikiletmeden. Ve Kuvayı Seyyare (bu günkü deyimiyle Gezici Güçler) oluşmaya başlar. Kısa sürede Milli Direniş adına 600 Çerkes, Ethem Bey’in emrindedir. Milli Mücadele’nin o anda ciddi gücü budur. Ahmet Aznavur, Düzce, Bolu, Adapazarı ve Yozgat isyanlarını bastıran, daha doğmadan boğulacak Milli Kurtuluş Hareketini kurtaran da gene Çerkes Ethem’in Kuvvai Seyyresi’dir.
Biraz geri gidelim. Albay Kazım (Özalp) Bey de İzmir’in işgalinden sonra Bandırma’da Reşit, Tevfik ve Eşref kardeşlerle babalarının çiftliğinde görüşüp, Milli Mücadele’ye katılmak değil Milli Direnişi Kurmak için yardım ister. Milli Mücadele’yi yürütecek, yönlendirecek bir kuvvet ortalıkta yoktur daha. Bu nedenle; “Çerkes Ethem ve Kuvayı Seyyare Milli Mücadeleye katıldı sözü doğru değildir. Milli Direnişi Başlattı denirse doğru olur ancak. Tarihçi Cemal Kutay’ın yazdığına göre, Kazım Özalp çok sonraları “Kuvayı Seyyare ve Çerkes Ethem olmasa, Milli Kurtuluş Savaşı daha başlamadan biterdi! Bunu inkâr etmek en azından insafsızlıktır” der.
Ethem Bey, ordularımız sınıra çekilirken en arkada kalan Ali İhsan Paşa Kıt’alarında, bir avuç güvenilir cengâver, gözünü budaktan esirgemeyen ve de Halil Paşa’nın yolladığı “Bu yiğitler yanındayken, sırtın yere gelmez” dediği Çerkeslerle birlikte ardı savaşları vermiş, ordunun fazla zayiat vermeden geri çekilmesini sağlamış, dört yerinden yaralanmış, Bandırma’da tedavi olurken kapısını Rauf (Orbay) Bey çalar. Manyas’ta durum değerlendirilmesi yapılır, Yunan ilerlemesi üzerine. Ege’yi iyi bilen Kurmay Reşit Bey “Yunan ana yolu takip eder. Başka türlü kendini güvende hissetmez. Öyle dağları falan aşıp gelmez… Mülki Amirler İstanbul’un emrinde silah bırakmıştır. Halkta göç etmek isteği yok. Direnecek ne insan var ne de silah. Cesaretsizlikten değil; çaresizlikten ve imkânsızlıktan…” diye yürekler acısı durumu dile getirir. Ve bu çaresizliği, imkânsızlığı yenen Çerkes Ethem Bey’in Kuvayı Seyyaresi’dir.
Bu Çerkes Ethem Bey’dir ki; TBMM onu Milli Kahraman ilan etmiş, gerek Kazım Karabekir’in Anıları’nda, gerekse Cemal Kutay’ın “Çerkes Ethem Bey’in Dosyası” adlı eserinde, “olmasa nicedir, milli kurtuluş hareketinin… Hatta doğmadan bile ölmesi bile mümkündür” dedirten. Ve bu Çerkes Ethem Bey ve ağabeyleridir ki, alavere dalavereden anlamadıkları için sonunda idama mahkûm olurlar!
Anlatacak daha çok şey var saygıdeğer okurlarım… İbretlik bir örnekle yazıyı bitirelim.
Herkesin arkaladığı Salihli İlçe Kaymakamı tutuklatıp Alaşehir’e yollaması ki, bunu yapmasa;
“ne milli mücadelesiymiş, boşuna Avrupalıları kızdıracağız.” diye halkı köşesine çekilip, kaderiyle baş başa kalmayı öğütleyen bu adam, direnişi en azından Salihli yöresinde engelliyecekti. Daha çok şey var anlatılacak, konuşulacak, tartışılacak. Tabii bütün bunlar unutuldu. Hala Çerkes Ethem’i bir “hain” olarak anlatılıyor ve Atatürk’ün yanındaki resmi kazınıyor fotoğraflardan…
Yakındır onunda iade-i itibarı. Adalet geç de olsa tecelli edecektir. Bu ve bunun gibi hakları yenmiş Vatan Kahramanlarının…
Not: İnci ve Nazike evlatlarımdan rica ediyorum, msn ve facebook yoluyla ulaşabildikleri kadar genç kuşaklara bu yazımı ulaştırsınlar, belki tanıyan hatırlayan vardır bizleri de…
Saygılarımla.