2010 Referandumunda da yazmıştım. Yine yazacağım. Böyle zamanlarda bukalemun gibi renk değiştirmeyi doğru bulmuyorum.

2010 Referandumunda oylanan Anayasal değişiklikler yine meclis tarafından onaylanmış ve halk tarafından kabul edilmişti. Peki, daha sonra ne olmuştu? Yapılan hukuksal değişikliklerin yanlış olduğu ortaya çıkmıştı. Adalet sistemimiz o gün bu gündür dikiş tutmuyor ne yazık ki...

Demek ki, milletvekillerinin hazırladığı, oy çokluğu ile kabul ettiği ve referandumlarda halk tarafından kabul edilmesi her zaman doğru sonuç vermiyor. Bu sözümü de siyasi partiler yasasındaki delege sisteminin çarpıklığı ile meclisteki şapkalardan çıkan tavşanları doğru zanneden ve önüne konulan tavşan yahnisini tercih eden halkın seçimini kutsal kabul eden dostlarıma hatırlatmak istiyorum.

Bu nedenle bu ülkede Anayasa maddelerini, kanunları milletvekilleri, siyasi partiler yani siyasetçiler hazırlamaya devam edecekse; Anayasa maddelerinden daha önemli olan şey siyasi partiler yasasının değiştirilmesidir. Çünkü, YAPILANDAN ÇOK YAPANIN EHLİYETİ öncelikli sorunumuzdur.

Demem o ki, Anayasayı değiştirmeden önce en azından siyasi parti genel başkanlarının masa başında belirlenen delegeler yoluyla değil de, tüm üyeler tarafından seçilmesi sağlanıp bu sürecin ardından yapılan seçimle meclis şekillenseydi, bu gün yapılan anayasa çalışmaları  çok daha doğru bir zemine oturmuş olacaktı.

Bu nedenle 2010 referandumu öncesinde söylediğim gibi, bu Anayasa değişikliği de halkın iradesine dayanmamaktadır. Zira halkın iradesi, ancak ve ancak siyasi hayatımızın temel taşları olan partilerdeki halk iradesi ile sağlanabilir. Yani anayasadan önce, anayasanın alt kolu sayılan yavru yasa, siyasi partiler kanunu değişmelidir. Bunu sağlamadığınız sürece bin tane başkanlık seçimi, bin tane genel seçim, bin tane yerel seçim de yapsanız demokrasi denilen aleti kendi nalıncı keserinize döndürmekten kurtulamazsınız!

Vesselam...